• Prof. Dr. Sönmez Kutlu
    • Prof. Dr. Sönmez Kutlu

Üyelik Girişi
Başlıklar
Site Haritası

Prof.Dr. Sönmez Kutlu

Prof.Dr. Sönmez Kutlu
skutlu@divinity.ankara.edu.tr
İmanda Eşitlik Sorunu
23/09/2010

İMANDA EŞİTLİK SORUNU

 

İman, Allah’ın varlığı ve birliğine, Hz. Muhammed’in onun kulu ve resulü olduğuna ve onun getirdiklerinin doğruluğuna kesin olarak kalpten inanmaktır. İman etmiş kişiye, Kur’an’ın tanımlamasıyla, Mümin veya Müslüman denir. Böylece kişi, aynı zamanda İslam toplumunun bir üyesi olur. Ancak imanın gerçekleşmesi, bir anda olup biten bir iç kabul veya teslimiyet demek değildir. İman, en genel anlamda kişinin kendisiyle, yaratanıyla ve toplumla barışık olması, yani güven içinde olması ve başkasına da güven verecek bir kişiliğe sahip olmasıdır. Bir kişinin İslam’a girebilmesi için, eşi ve benzeri olmayan, her şeye kadir, her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen yüce yaratıcının varlığına ve birliğine inanması gerekir. Allah’a inandıktan sonra, onun gönderdiği elçiye ve bu elçinin getirdiklerinin doğruluğuna da inanmalıdır. Kişi inanırken, bu inancını belli bir bilgi temeline dayalı olması, kesin bir kanaate dayanması ve şek-şüphe içermemesi son derece önemlidir.

İmanın gerçekleşmesinde, insan aklı ve kalbi önemli bir rol oynar. İman, insanın özgür iradesine dayanmalı, baskı ve şiddet altında olmamalı ya da başkasını taklit yoluyla   gerçekleşmemelidir. Böyle bir eylemin gerçekleşmesi, aynı zamanda kalbin ve vicdanın samimiyetle ve içtenlikle benimsemesiyle de yakından ilişkilidir. Bu sebeple imanın nesnelerinin kabulünde kalbin onaylaması (kalp ile tasdik) şartı konulmuştur.  Diliyle kişinin imanını açığa vurması zorunlu değildir, sadece dünyada Müslüman muamelesi görmesi açısından önemlidir. Akıl ve kalp, iman için bilgi ve içten benimsemeyi temsil eder. Bu ikisinin birlikte gerçekleştirdiği inanma eylemine inanç denir. Bu inanç, diğer insanların bilgisine ve müdahalesine kapalı bir alandır. Zorla inanılmaz ve kimsenin imanı test edilemez. Allah, özgür iradeyle ve kişinin kendi arzusuyla gerçekleştirilen imanı kabul eder. Sorumluluk, ancak böyle bir imanla oluşur. Kendi içinde tutarlı olmayan, dışardan inanan, içinden inanmayanı mümin değil münafık olarak tanımlar ve böyle birinin imanın kabul etmez.  İman, bu açıdan kişisel bir kesinlik ifade eder, kişiden kişiye, zamana ve mekana göre değişmez. Aynı zamanda bu iman, kalbî bir eylemdir, kişinin kendi aklı ve iradesi dışında kimse değiştiremez. Müslümanlar, aynı iman esaslarına inandığı için, Arap olsun, Türk olsun, Fars olsun,   alim olsun sıradan birisi olsun imanda eşittir.

Hiçbir Müslüman diğer bir müslümanın imanını sorgulayamaz ve kendi imanının diğerinden daha güçlü olduğunu bilemez. Kişilerin, imanını ölçecek bir imanometre söz konusu değildir. Kişinin iman eylemini, kalbî olduğundan sadece Allah bilebilir. Kişi kesin inandıktan sonra, onun kalbinde biraz iman biraz küfür bulunmaz. Çünkü küfrün olduğu yerde iman imanın olduğu yerde küfür yoktur. Bunlar birbirinin çelişiğidir. Bir insan ya mümindir veya kafirdir. Dolayısıyla iman eksiklik ve ziyadelik kabul etmez. İnsan az imanlı çok imanlı olmaz. İmandaki artma veya eksilme kalbi tasdik açısından değil duygusallıkla ilgilidir. Kimileri Allah’ı daha çok sevebilir, kimileri daha az sevebilir. Bunu da kimse ölçemez. Kesin bir imanla inanan kimse, gerçek mümindir. Böyle bir iman çok ibadet etmek veya az ibadet etmekle de değişmez ve güçlenmez. Kişiler imanlarıyla birbirinden üstün olamaz. İmanlarında eşit, ibadet ve Salih amellerinde birbirinden üstün olabilirler. Ameller imanın meyvesidir. Kendisi değildir. Amel imanın şartı değil, iman amelin şartıdır. İmanın ahlaklı olmakla yakından ilişkisi bulunmaktadır. Çünkü insanın, Allah’ın verdiği aklı kullanarak evredeki onun varlığının delillerini bularak ona iman etmesi, verdiği nimetlere nankörlük etmemesi ahlaki bir tutumdur. İman, bir tür ahlakî davranıştır. Allah sevgisi, Allah korkusu, ona boyun eğmek, kibirlenmemek, hakkı teslim etmek gibi iman hasletleri, ahlaki tutum ve davranışlardır. Bu yüzden iman edip büyük günah işleyen ve yaratıcısına isyanı seçenlere ahlaksız mümin denmektedir.

Böyle olmasına rağmen, Emeviler döneminde insanların imanları onların dış görünüşüne ve eylemlerine göre değerlendirilmiş, sünnet olmadı diye, sure bilmiyor diye, camileri yok diye Müslüman kabul edilmeyerek, onları ikinci sınıf Müslüman görülmüştür. Hatta gayri Müslim muamelesi yapılarak onlardan cizye ve haraç alınmaya kalkışılmıştır. Türkler, Ebu Hanife’nin anlayışından hareketle, böyle bir muamele karşı çıkarak, Kur’an’ın bu konudaki anlayışını tutartlı bir şekilde ortaya koyarak imanda eşitliği savunmuşlardır. Bu teorik bir sorun değil, pratik boyutu olan bir sorundur. Böylece Müslümanların, hangi ırktan olursa olsun onların eşitliği ve imanını gerçekleştirenlerin ikinci sınıf Müslüman olarak görülmemesi ilkesini İslam düşüncesine sokmuşlardır. İman ettiğini ve Müslüman olduğunu söyleyene kucak açmışlar ve onları Müslüman bir toplumun üyesi kabul etmişlerdir. Günümüzde de imanda eşitlik veya Müslümanların eşitliği son derece önem arz etmektedir. İnsanların dış görünüşlerine, kılık kıyafetine ya da ibadetlerine bakarak daha iyi mümin ve Müslüman olduğuna, imanın kuvvetli ve zayıf olduğuna karar vermeye kalkışanlar bulunmaktadır. İman alanına Allah’tan başka kimse nüfuz edemez ve onu dünyada sorgulayacak bir merci yoktur. Bir müslümana düşen, iman ettiğini ve Müslüman olduğunu söyleyeni bağrına basmasıdır. Kalbinde onlara karşı kin ve nefret duyguları beslememesidir. İmansız olsa dahi insanları Allah’ın yaratığı olarak sevmesi bir erdemdir. İmam Maturidi’nin de dediği gibi, Müslümanların insanlarla iki çeşit kardeşliği vardır. Birisi din kardeşliği, yani Müslüman olmaları itibariyle; diğeri insaniyet kardeşliği, yani hepsinin ademin torunları olmaları itibariyle. Günümüzde Müslümanların kimlik sorunundan ziyade kişilik sorunu bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle Müslüman olmak, kimlik sorunudur. Müslümanca davranmak ise, kişilik sorunudur. Bunun da kaynağı, kişiliğini ve hayatını İslam ahlakına göre şekillendirememiş olmasındadır.



2464 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları