• Prof. Dr. Sönmez Kutlu
    • Prof. Dr. Sönmez Kutlu

Üyelik Girişi
Başlıklar
Site Haritası
Veli Nasr'ın
 
          Irak’ın işgali ile birlikte, Orta Doğu'da mevcut siyasî, toplumsal, ekonomik  ilişkilerde köklü değişimler yaşandı. Bu yeni süreçte Amerika ve müttefikleri mezhep eksenli bir siyaset izleyerek Sünnileri Saddam destekçisi gösterip Saddam’ın suç ortağı ilan ederken Şiîleri mağdur ve mazlum ilan etti. Böylece işgal ve sonrasındaki gelişmeleri Şiîlerin özgürleştirilmesi olarak göstermeye çalıştı. Şiîlerin Irak’ta yeni siyasî bir aktör olarak ortaya çıkması ve iktidara gelmesi, İslam dünyasında ve batıda pek çok araştırmacının ilgisini çekti. Seyit Hüseyin Nasr'ın oğlu Veli Nasr, bu olguyu "Şiî Uyanış" olarak tanımladı. Hatta o, görsel ve yazılı medyada konuşmaları ve yazılarıyla Şiî uyanışın geleceğini Şiî-Sünnî çatışması şeklinde yorumlayarak dünya gündemine müslümanlar arasında mezhep çatışması algısı yaratıldı. Bu konuda dünya basınında lehte ve aleyhte pek çok değerlendirme (rewiev) ve onlarca makale yazıldı. Irak işgaline kadar İslam dünyasındaki gelişmeleri ve dinî canlılığı tanımlamak için kullanılan İslamcılık[1], İslamî uyanış veya İslamî hareket kavramları[2], yerini bugünlerde mezhebî uyanış ve mezheplerle ilişkili kavramlara bıraktı. Doğrudan mezheple ilgili olarak “mezhepçilik”, “mezhep çatışması”, “mezhep savaşları”, “mezhebî uyanış”, “mezhebi kutuplaşma”, “Şiî-Sünnî savaşları” ve “Şiî-Sünnî kutuplaşması” gibi kavramlar kullanılırken;  Şiîlikle ilişkili olarak “Şiî uyanış“, “Şiî hilal”, “Şiî siyaset”, “Şiî eksen”, “Şiî proselytism”, “Şiî yayılmacılık”, “Şiî Milliyetçi uyanış/bilinçlenme”, “Şiî kimliğinin kurulması”, “Şiîliğin özgürleşmesi”, “Şiîliğin dini kimliği”, “Şiî Araplar”,“Şiî Türkmenler”, “Mehdinin ordusu” ve “siyasî alanın Şiîleştirilmesi” gibi kavram ve ifadeler sıklıkla kullanılır oldu.  Sünnilik veya Selefilikle ilişkili olarak ise, “Selefilik”, “el-Kaide”, “Nusra”, “IŞİD”, “Sünnî terör”, “Sünnî hilal”, “Sünnî eksen”, “Sünnî Fundamentalizm”, “Sünnî ekstrimizm”, “Sünnî Araplar”, “Siyasî alanın Şiîleştirilmesi veya Sünnîleştirilmesi”  “(Sünnî) Kürtler” ve benzeri kavramların kullanıldığı görülmektedir. Böylece İslam dünyasındaki coğrafî alan, tarihsel yapı, toplumsal gerçeklik, ekonomik ilişkiler ve siyasî kurumlar ve bunlarla ilişkili çok yönlü hadiseler ve olgular, İslam, İslamî uyanış veya İslamcılık ile ilişkilendirilmek yerine etnik kimlikler, mezhebî kimlikler veya mezhepçilik üzerinden okunmaya ve tartışılmaya başlandı.
Irakın işgali ile birlikte başlayan yeni süreçte, özelde Irak’ta ve genelde İslam dünyasında Şiîler ve Sünnîlerce Amerika işgaline karşı farklı tavır ve tutumlar takınıldı. Genelde Şiîler, Saddam zulmünden kurtulmak için bu işgali desteklerken ve Amerika ile işbirliği yaparken, Sünnî kesimler direnmeye çalıştılar. Irak’ın işgali ile ilgili bir taraftan Şiîlerin özgürleştirilmesi, diğer taraftan Baasçıların/Sünnilerin temizlenmesi şeklinde bir algı yaratıldı. Bu algı yönetimi ile gelişmeleri yönlendirmek isteyen bir kısım araştırmacılar, kurum ve kuruluşlar, müslümanlar arasında meydana gelen çatışmaları, mezhep olgusu veya mezhepçilikle ilişkilendirerek azınlık-çoğunluk  paradigması veya Şiî-Selefi kutuplaşması üzerinden okumaya  ve bu çatışmaları mezhep eksenine kaydırmaya çalıştılar.
Biz bu makalemizde, özelde Orta Doğu’da genelde İslam dünyasında son on yılda yaşanan olayları tanımlamada ve yorumlamada kullanılan yukarıda sıralanan her bir kavram ve onunla ilişkili olguları incelemek yerine onlardan en sık kullanılan ve tartışmaların odağında yer alan “Şii uyanış” (Shia Revival) olgusunu, bu konuda Veli Nasr[3]’ın konuyla ilgili temel iddiaları ile onlar etrafında leh ve aleyhte yazılanları kısaca analiz etmeye çalışacağız. Özellikle “Şii uyanış”ın kullanıldığı anlam veya anlamları nelerdir, ne zaman başlamıştır, bireysel ve toplunsal düzeyde ne tür yansımaları bulunmaktadır ve İslam toplumlarını nasıl etkileyecektir? gibi sorulara cevap aranacaktır? Bu olgunun yabancı sömürgeciliği ve işgale karşı olan İslamî uyanış olgusuyla ilişkisi var mıdır? Bu hareket, iktidar talebi olan siyasî bir muhalefet hareketi midir? Bu olgu, konuyla ilgili yazdığı kitap, makale ve söyleşilerden hareketle Veli Nasr’ın görüşleri ve ona yazılan eleştiriler çerçevesinde analiz edilecektir. Bu araştırmada Veli Nasr'ın konuyla ilgili yayınlanmış kitap ve makaleleri, görsel medyadaki konuşmaları ve söyleşileri ile "Şiî uyanış" tartışmasına müdahil olanların makaleleri ve internet ortamındaki yazılarından yararlanılacaktır.  
 
            1. "ŞİÎ UYANIŞ" NEDİR?
“Şii uyanış”, tıpkı İslamî uyanış gibi, delaleti ve semantik alanı açık ve seçik olmayan bir tanımlamadır. Bu yüzden Şii uyanış olgusunun nasıl tanımlanacağı ve tezahürlerinin nasıl yorumlanacağı konusunda birbirinden farklı görüşler ortaya atılmıştır. Şii uyanış, ortaya çıkışı bakımından İslamî uyanıştan oldukça farklı ve tek bir sebebe bağlanamayacak kadar karmaşıktır. Çünkü İslamî uyanışta öne çıkan, “ekonomik krizerlere, batı sömürgeciliğine; modernleşme ve gelişme sürecinin çeşitli alanları ile ilgili büyüyen hayal kırıklığı ve sekülerizme tepki”[4] gibi unsurlar Şiî uyanışta yoktur. Şimdilik "mezhebî uyanış" bunlardan hiçbirini İslamî uyanıştan devralmamıştır. Örneğin daha önce Şiîler Arap davasına terk edilmişlerdi. Şimdi Arap davası Şiî Araplar ve Sünnî Araplar olarak birbiriyle mücadele eden iki cepheye dönüştü. Siyasî alanın İslamişleştirilmesi yerine Şiîleştirilmesinden bahsedilmeye ve Batı sömürgeciliği yerine Sünnî zulmü konulmaya başlandı. “İslamî devlet söylemi”nin yerini “Şiî yönetim” ya da “Şiî iktidar” veya “iktidarı Şiîlerle paylaşma” gibi ifadeler aldı.
Şiî uyanış, bazı çevrelerce İran Şiîliği ve dinî liderliği ile ilişkilendirilse de, tek merkezden veya bir lider tarafından kontrol edilen bir hareket değildir. Başka bir ifadeyle Şiîlik içerisinde İmamiyye, İsmailiyye, Zeydiyye ve Nusayriyye gibi farklı şiîliklerden söz edilmektedir. Ayrıca dünyada İmamî Şiîler arasında birbirinden farklı içtihadları ve mukallidleri olan onbeşi aşkın Merci-i Taklid bulunmaktadır. Dolayısıyla her birinin kendine özgü siyasî görüşleri ve liderlik tipolojileri vardır. Günümüzde Orta Doğu’da Müslüman toplumların yaşadığı bazı değişimleri Şiî uyanışa yüklemek yanlış olacaktır. Şiî uyanışı, öncelikle bütün Müslümanları ilgilendiren dini bir uyanış veya evrensel Müslüman uyanışının bir sonucu olmaktan ziyade Şia mezhebi mensupları arasında siyasî duyarlılığı ve iktidara ortak olmayı taleb eden siyasî bir uyanış hareketi veya muhalefet olarak görmek daha doğrudur.
Veli Nasr, Müslümanlar arasındaki gelişmeleri batıda yaygın olan İslamî uyanış paradigması üzerinden okuma geleneğini terk ederek “Şiî uyanış” kavramını kullandı ve Irak’ın işgalinden sonraki gelişmeleri mezhepçilik paradigması üzerinden analiz etti. O, Şiî uyanışı “Şiî kimliği koruma ve güçlendirme arzusu” [5] şeklinde tanımlayarak, bu olgunun ilk merkezini jeopolitik açıdan Irak ve Lübnan ile ilişkilendirdi. O, geçmişte İslamî uyanışın bireysel, toplumsal ve kurumsal düzeyde yansımaları konusunda izlenen yöntem ve yapılan yorumların bir benzerini Şiî uyanış için yaptı. Şiî uyanışı, sadece bireysel düzeyde bir bilinçlenme olarak almadı, Irak ve Lübnan örneğinden hareketle bu iki ülkenin iç ve dış siyasetinde, toplumsal hayatında Şiî hukukun ve dindarlığın rolünü onaylamak olarak açıkladı. Şiî uyanışı, bu ülkelere özgü bir olgu olmaktan çıkararak “Şiî topluluklar, onların liderleri ve kurumları arasındaki bağları güçlendirmek; Şiî cemaatler arasında ve bu cemaatlerle onların Necef ve Kum’daki öğrenim merkezleri arasındaki ilişkileri güçlendirmek” olarak tanımlayarak bu uyanışın boyutları arasına uluslararası ilişkileri, kurumsal ilişkileri ve eğitimi de kattı. Ama ona göre, bu uyanış kültürel bir uyanışla başladı, “Irak açılımı” ile siyasî bir güce dönüştü. Özellikle Irakın işgali bu ülkedeki Şiî kültürün canlanmasını beraberinde getirdi.[6]
Şiî uyanış, Veli Nasr'a göre, Orta Doğu’nun yarı nüfusunu oluşturan Şiîler için, siyasî açıdan olumlu bir değişim beklentisi doğurdu ve bundan böyle daha iyi şeyler olacağına dair ümitlerini güçlendirdi. Irak örneği, şu ana kadar her yerde iktidarın dışında kalan Irak Şiîleri için, özellikle Arap dünyasındaki Şiîler[7] için olumlu ve ümit verici siyasî değişimlerin mümkün olduğunu ve de onların iktidara gelebileceklerini gösterdi.[8] Sonuçta Şiî uyanış, Şiîlere, “kendi kimliklerini ve kültürlerini güçlendirmek” yoluyla beklentilerini geçmiştekinden daha mümkün hale gelmesini ve “Irak’taki kazanımlarının kalıcılaşmasını” sağladı.[9]
Veli Nasr'ın iddialarına göre, bugün Şiî nüfusun çokluğu, onları potansiyel olarak güçlü bir seçmen kitlesi haline getirmiştir. Iranın % 90’ı, İran Körfezini % 70’i Şiîdir. Şiîlerin % 50’si Lübnan-Pakistan kuşağında /kemerinde yaşar. Uzun zamandır iktidardan tecrid edilen pek çok Şiî, şimdi daha büyük hak ve daha fazla politik etki elde etmek için haykırıyorlar. Iraktaki son olaylar Suudi Arabistan’daki, Şiîleri de halihazırda bir araya getirdi. Suudi Arabistan’daki belediye seçimlerinde,  Şiî ağırlıklı bölgelerde seçimlere katılma oranı başka yerlerdeki katılıma göre iki kat oldu. Suudi Şiîlerinin dini lideri Hassan es-Saffar, Suudi Arabistan ile Irak’ı kıyaslayarak ve Suudi Şiîlerinin katılımdan faydalanmak için direnmelerini ima ederek onları oy kullanmaya çağırdı. “Bir kişi bir oy” sloganı Irak’ta Şiîleri harekete geçirdi.  Lübnan ve Bahreyn Şiîleri bu formülü ciddiye aldılar ve parlemanto seçimlerinde patlama yaptılar. Irak’ın özgürleşmesi, Orta Doğudaki Şiî topluluklar arasında yeni kültürel, ekonomik ve politik bağlantıların kurulmasına sebep oldu. Irak savaşının zorlu deneyiminden oluşan Orta Doğu, sadece daha demokratik olmayacak aynı zamanda kesinlikle daha fazla Şiî olacaktır. Bu durum daha büyük parçalamalara da sebep olabilir. Tıpkı Irak’ta Şiîlerin iktidara yükselişi Orta Doğudaki Şiîler nasıl bir umut getirdi ise, bölgedeki Sünniler arasında da bir o kadar endişeye sebep oldu.[10]
            2. ŞİÎ UYANIŞ NE ZAMAN BAŞLADI ?
Veli Nasr, Şia’nın yüzyılarca Sünnî çoğunluk tarafından baskı altında tutulduğunu ve zulmedilen Şia’nın Amerikan’ın işgali ile bu baskıdan kurtulduğunu, ancak Şiî uyanışın Irak’ın işgali sonrasıyla başlatılamayacağını, böyle bir uyanışta “İran İslam devrimi”nin önemli bir hissesi bulunduğunu kabul eder ve bunu şöyle temellendirir: Güney Irak’ın bataklıklarından Karaçi’nin gettolarına kadar Şiîler zayıf bir rakip olmaya devam etti, özellikle rejimi elinde tutan ve çoğunluğu oluşturan Sünnî topluluklarca baskıya uğradı ve marjinalleştirildi. İran devrimi Şiî kimliği güçlendirdi ve onların güçlerine güç kattı. Her yerde onların haklarını destekleyerek İran örneğini takip etme cesareti aşıladı.  İran devrimi, iktidara gelmek için sadece Şia’ya yol göstermedi, aynı zamanda Şiîlerin hakları ve temsil mücadelesinde güçlü bir ekonomik, ahlakî ve örgütsel destek sağladı. 1960 ve 1970’li yıllarda, Şiîler seküler milliyetçi hedeflerde başı çekti ve Pan-Arabism’e veya sol ideolojilere mezhepçi bölünmeyi birleştiren köprü olarak baktı ve politik gidişatta yer aldılar. 1980’li yıllarda pek çok kişi farklı Şiî politik hareketlerde yer aldı. Lübnan’da Emel, Irak’ta ed-Dava el-İslamiyye, Afganistan’da Hizb-i Vahdet ve Pakistan’da Tahrik-i Caferiye gibi gruplar, belirli Şiî amaçları gerçekleştirmek için İran’dan ekonomik ve politik destek aldılar. Humeyni Pakistanlı Şiîlerin taleplerini destekledi ve General Ziyau’l-Hak’ı, Şiîlere kötü davrandığı takdirde Şah ile ilgilendiği gibi Ziya ile de ilgileneceğini söyleyerek tehdid etti.[11]
Iraktaki Şiî kültürel uyanışın bölgedeki güç dengelerini Şia’nın lehine çevirdiği fikrinde olan Veli Nasr, bu uyanışın sadece Irak’taki politik gelişmelerin geleceği üzerinde değil, aynı zamanda büyük Orta Doğu'da gelecekte yaşanacak mezhebî gelişmeler üzerinde de kapsamlı etkilere sahip olacağını savunur.  Ona göre, Lübnan’dan Pakistan’a kadar Şiî halkı birbirine bağlayan dinî kültürel bağlar, tekrar politik bir önem kazandı. Sünnî yönetimlerin 20 yıllık baskı döneminden sonra, Şiîler, tekrar siyasî alanda daha kapsamlı hak elde etmeyi ve daha fazla yer almayı talep ediyorlar. Suudi Arabistan’da 1979’dan beri zalimce bastırılan Şiîlerin politik etkinlikleri, şu anda artış göstermektedir. Suudi Hizbullah, Tecemmuu’l-Ulema al-Hicaz ve al-Hareke el-Islahiyye gibi örgütler, Şia için krallıktan politik ve dinî haklar istiyorlar. İran ve Irak’taki Şiî havzalar arasındaki örgütsel ve dinî bağlar, Ayetullahlar ağı ve temsilcileri arasında, Hindistan’daki Leknev’den Tanzanya’daki Zanzibara; Michigan’daki Dearborn’a kadar en güçlü bağlantıdır. Irak ve İran’daki aşamalı değişimler, Kum ve Necef merkezli bağlantıları  güçlendirecek, Irak kampanyalarında vaat edilen değişim rüzgarları,  farklı Şiî toplulukları ve onların kuruluşlarını sıkı bağlarla birbirine bağlayacaktır.  … Bugün Sünnî militanlık ve Vahhabî aktivismi, Şiî devrimci coşku değil, Amerika’nın çıkarlarına büyük bir tehlike oluşturuyor. Azerbeycan gibi, hem Şiî hem Sünnilerin bulunduğu yerlerde,  Şiî İslamcılık değil Sünnî İslamcılık gençliği politik aktivizme karşı birleştiriyor. Günümüzde Sünnî militancılık ve şiddet, sadece Şiî karşıtı olan ideolojik bir güç değildir, aynı zamanda Amerika karşıtı bir güçtür.”[12]
            3. ŞİÎ UYANIŞ'IN YANSIMALARI VE PAN-ŞİİZM
Veli Nasr, Şii uyanışı, bölgedeki siyasî, din ve toplumsal boyutu ağır basan ve her biri diğeriyle ilişkili, birbirini güçlendiren üç ayrı gelişme ile takviye edildiğini savundu. Ona göre Şiiliği Orta Doğu’da daha etkili bir güç dengesi haline getiren bu üç etken, sırasıyla, a) Halihazırda Irak’taki Şii çoğunluğun güçlen(diril)mesi; b) İranın bölgesel bir güç olarak ortaya çıkması; c) Lübnan, Suudi Arabistan,  Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Pakistan’da Şiilerin güçlen(diril)mesi. Ona göre, bu üçü birlikte Orta Doğu’da Şiiliğin taleplerini daha güçlü seslendirme konusunda cesaretlendirmektedir.”[13]
Veli Nasr, Irak işgalinden sonra Şiiî uyanışın siyasette, kültürde ve uluslar arası düzeyde olmak üzere üç farklı boyutta yansımalarından söz eder: “Şiî uyanışın ilk yansıması, iktidarın oylamayla, katılımla veya politik reformları kabul etmek yoluyla el değiştirebileceği beklentisi şeklinde oldu.  Şiîler başlangıçta bu değişime Sünnilerin vahşice karşı çıkacaklarını ve bu değişime direnmek için şiddete başvurmaya istekli olmalarını beklemediler. … Şiî uyanışın ikinci yansıması, Irak’ın sınırlarının açılması ile halk arasında yeni ilişkiler ağı yaratması şeklinde oldu. Ziyaretler, göçler, yatırımcılar ve para Lübnan’dan İran körfezine gidip gelmeye başladı. Irak kapıları açılınca, Necef ve Kerbela’ya yüzbinlerce İranlı gitti. İran şimdi Necef’e bir havalimanı inşa için yatırım yapıyor. Öyle sanıyorum ki onlar ziyaretçilerin (hacıların) “Bağdat ölüm üçgeni”nden gitmek zorunda kalmaktan kurtarmaya çalışıyorlar.  Şu anda Irak’a büyük miktarda para ve yatırım söz konusu. Ayetullah Sistani, Irak’tan aldığından daha fazla maddi yardımı Kuveyt ve İran’dan alıyor. Yani bu durum Şiî topluluklar arasındaki kültürel ilişkileri zayıflatmak yerine daha da güçlendiriyor. Şiî uyanışın üçüncü yansıması, İranın yükselişidir. Bu çok yönlü bir fenomendir. İran uzun süredir bölgenin önemli bir gücüdür. Petrolü var, eğitilmiş bir halkı var, zengin minarelleri/madenleri var. İran'da okur yazarlık düzeyi oldukça yüksektir ve dinamik bir kültüre sahiptir. Suudi Arabistan ve Mısır’dan daha güçlü ekonomisi var. İran son on yıldan beri, Hatemi döneminde, büyük atılımlar gerçekleştirdi. Irak savaşı ve Afganistan’ın işgali İran’ın etrafındaki Taliban-Pakistan ve Suudi eksenini dağıttı. Yani bölgede ve Asya’da bir Fars-Şiî kuşak oluşturdu. … Diğer yandan İran’ın kendine özgüveni, Şiî uyanışı beslemektedir. Çünkü İran, Irak’ta Şiî bir rejime daha fazla güveniyor. Bölgedeki Şiî iktidar otomatik olarak bölgeyi İran’a daha az düşman hale getirecek. İran, Arap milliyetçiliğini şovenizmini, Basist rejimi anti-İrancı kabul ediyor. Bölgede daha güçlü bir Şiî ses, bölgeyi daha fazla İran  dostu yapacaktır.”[14] Veli Nasr’ın Şiî uyanışın bir parçası olarak İran’ın yükselişi konusundaki görüşleri, İran'ın geçmişte İslamcılık veya Pan-İslamizm ile yapamadığını Pan-Şiizm ile yapabileceği şeklinde yorumlanabilir.
Veli Nasr, mezhepçiliği ve ona bağlı mezhep çatışmalarını Şiî uyanışın bir başka yansıması olarak gösterir. O, 2007 yılında Şiî uyanışla ilgili süreci genel hatlarıyla ele alan bir makale yazdı ve bu makalede Şiî uyanış ile mezhep çatışmasının yükselişi arasındaki ilişkiyi  şu şekilde açıkladı: Orta Doğu’da en önemli gelişme mezhep çatışmasının yükselişidir. Bu süreç Irak’ta başladı, fakat orada sona ermeyecektir. Bu durum  Irak’ta bu ülkenin geleceğinde tek ve en önemli belirleyici etmene dönüştü. Bununla birlikte mezhebî ayrılık, Lübnandaki istikrarı tehdit ederek halıhazırda Irak’ın ötesinde yayılma eğilimindedir. Bu durum bölgesel ittifakları ve bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirecektir. Mezhepçiliğin yükselişi, Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin düşmesinin ardından ortaya çıkan Şia uyanışının bir sonucudur. Bu savaş, ülkeyi yıllardır yöneten Sünnî azınlık rejimini darmadağın etti ve tarihte ilk Arap Şiî devletini üreterek ve Şiî uyanışa sahne olan bölgeyi hareketlendirerek Şiîleri güçlendirdi. Irak’ta başlayan uyanış, çabucak bölgesel politik dinamiğe dönüştü. Irak dışındaki Şiîler, kendi ülkelerinde olumlu değişimler için  Irak’a ümitle baktılar. Irak’ta rejim değişikliği uyanışında Şia bölgesel politikaya kendi damgasını vurdu. Lübnan’dan İran körfezine kadar, barşçıl seçimler ve kanlı çatışmalar yoluyla Şia kendi varlığını hissettirmeye devam etti. Şiî siyaset öncelikli olarak Irak’taki gelişmeleri destekliyordu. Kıdemli/yaşlı Iraklı Şiî liderler, Amerika'nın Irak’a takdim ettiği politik sistemi destekledi. Irak seçimleri İranlı ve Lübnanlı Şiî liderlerden de destek aldı.  Seçimlerin akabinde, Şia Bağdad’daki Amerika destekli hükümete katıldı ve Şiîler yeni Irak güvenlik güçlerine çok sayıda elemanla katıldı. Saddam sonrası Irak Amerika ile Irak Şiîleri arasında istikrarlı ilişkiler yaratmak için, dolayısıyla da bölgedeki bütün Şiî nüfusla iyi ilişkiler için bir fırsat sundu.[15]
Geçmişte batılı araştırmacılar, Pan-İslamizm’i batı için büyük bir tehlike olarak görüyorlardı. Aynı şekilde bölgedeki güç dengelerini ayarlamak için Sünniliğe karşı Şiî uyanışa olumlu bakarken Şiîliğin Pan-Şiizme dönüşmesini tehlikeli gördüler. Veli Nasr da, Şiî uyanışın Pan-Şiizme dönüşmesini Amerika ve Avrupa için büyük bir tehlike olacağını kabul etmektedir. Bu sebeple o, Şiî uyanışın Pan-Şiizm'e dönüşmesi ile ilgili batıdaki bu endişeleri ortadan kaldıracak yorumlar yaptı. Özellikle Şiî uyanışın bütün Şiîleri tek bir devlet çatısı altında birleştirme ideolojisi anlamına gelecek Pan-Şiizmin yükselişi veya Pan-Şiizm ile sonuçlanması şeklinde yorumlanmasına karşı çıktı.  Ancak Nasr, buna rağmen Şiî uyanışın bölgede çok yönlü etkilerinin olacağını savundu. Bu etkiler arasında üçünün çok önemli olduğunu ileri sürdü: Birincisi, Şii uyanış Orta Doğu’daki çeşitli dinî topluluklar arasında daha güçlü kültürel ve dinî bağların kurulmasını sağlayacaktır. İkincisi, Irak örneği, Irak dışındaki Şiî topluluklarda, kendi ülkelerinin yönetme konusunda daha fazla söz sahibi olma taleplerini başlatacak ve bu talepler diğer ülkelerde “gösteri etkisi” yaratacaktır. Üçüncüsü, bu kazanımlar ve kendine güven, Şiîler arasındaki kültürel ve dinî bağları güçlendirecektir. Ardından iktidarlar da bu kazanımları korumaya çalışacaktır.[16]
Veli Nasr, Şiî uyanışı, İran’ın etkisi ve kontrolünden uzak tutmak için tıpkı İslamî uyanış için geçmişte denendiği gibi farklı merkezler oluşturma taraftarıdır. Özellikle Şiî uyanışının İran'ın ulusal çıkarlarına hizmet eden “İran İslam devrimi” modeli üzere velayet-i fakih ideolojisi etrafında kurumsallaşmasına imkan tanımak, İran güdümünde merkezileşmiş, tektipleşmiş güçlü bir Pan-Şiizme dönüşmesi anlamına gelir. O, bu sebeple İran modeli yerine, Sistani modelini öne çıkararak Irak-Necef merkezli farklı bir Şiî uyanış örneği üretmeye çalışır.[17] Asıl amacı Irak’taki Şiî uyanışı, Sünnî İslamcılıktan etkilenen ve Şiîliği şiddetle buluşturan İran Şiîliği modelinden farklılaştırmaktır. Bu amaca uygun olarak, o Şiî uyanışı aşırı Sünniliğe ve cihadî aktivisme ve de Vahhabiliğe karşı bir direniş olarak yönlendirmeye çalışır: “Şiî uyanış, bu bölgedeki Sünnî aşırılığa ve cihadî aktivisme karşı en güçlü direnişi ve meydan okumayı oluşturacaktır. Şiî uyanış, Vahhabî karşıtı ve aşırılık karşıtı bir güçtür. Onun amaçları bölgesel güç dengesi ve demokrasideki değişimle uygulamaya konulacakır. Demokrasi Şia’nın Sünnî aşırılığa meydan okumanın bütün boyutlarını gevşetecek; aynı zamanda Şiî çoğunlukları iktidara getirecek ve Şiî azınlıklara daha fazla söz hakkı verecektir. Şiîlerin ideolojisi ve siyaseti Sünnî radikalizmin aşırı eğiliminden farklıdır.”[18] Ayrıca Veli Nasr, Sistani örnekliğindeki Şiî uyanışını, hem yöntem olarak şiddete başvuran Humeyni İslamcılığından hem de Selefî-Vahhabî radikalizminden ayırır ve onu bu ikisine karşı yeni bir alternatif olarak sunar. O, bütün İslam dünyasını şekillendirecek bir Şiî uyanıştan bahsettiğinde, bunun bir tür Pan-Şiizm olduğu yönünde eleştiriler aldığı için, sonraki yazılarında ve konuşmalarında jeopolitik yönü ağır basan daha bölgesel bir kavram olan Şiî hilalini veya Şiî-Sünnî çatışmasını kullanmayı tercih etti. 05 Haziran 2006 yılında yaptığı bir konuşmasında Pan-Şiizm ve Şiî uyanış ilişkisi üzerine bu doğrultuda yeni analizlerde bulundu. Şöyleki, ona göre, Şiî uyanışın tek merkezden idare edilen Pan-Şiizm gibi yeknesak bir hareket olduğunu sanmak yanlıştır, çünkü dünyada tek bir Şiîlik yok, Şiîlikler var. Arap Dünyasında ve Güney Asya’daki Şiîler, azınlık da olsalar çoğunluk da olsalar, iktidardan soyutlanmak ve muhalifleştirilmek ortak problemi ile yani marjinalleşme ile karşı karşıyalar. Bu durumdaki Şiîlerin İranla inanç ve kültür ilişkileri var, ancak bu onların İran tarafından kontrol edildiği anlamına gelmez. Onların İran’dan din kardeşleri olarak destek almaları veya onlara destek vermeleri tabii bir şeydir. Ama Arap dünyasındaki Sünniler, onları kendileri olmaktan çok İran’nın kölesi olarak görürler. Şiîlerin İranlılarla ilişkileri sadece iş ilişkileri ve dinî ilişklerle sınırlı değildir. Şiî İranlılar, uzun zaman önce Akdeniz ülkelerine göçtü. Şu anda da Irak’ın Necef şehrine veya benzeri yerlere gidecek yüzbinlerce Şiî İranlı var. Nasır, Pan-Şiizm’e karşı olumsuz tutumu dolayısıyla, “İran’ı baskı altına almakla Şia’yı baskı altına almayı birbirinden ayırmak” gerektiğini, hatta Amerika’nın Şia’yı baskı altına alması şeklinde bir dış politika izlemesi, mezhepçiliği Amerika’nın dış politikasının ana unsuru haline getirmekle kalmayacağını, aynı zamanda mezhepçi bir dış politika anlamına geleceğini savundu.[19]
            4. ŞİÎ UYANIŞ VE FUNDAMENTALİZM
Veli Nasr, Şiî uyanışın Pan-Şiilikle ilişkilendirilmesine karşı olduğu kadar, Şiiliğin Fundamentalizm ile ilişkilendirilmesine de karşıdır. O, Shia Revival kitabının Beşinci Bölümü’ne “İslamcı Fundemantalistlerin savaşı” başlığını koymuştur. Bu bölümde özellikle batılıların inandığının aksine Şiî ve Vahhabî Fundamentalism’in aynı şey olmadığını ispata çalıştı. Ona göre, “bu iki grup arasındaki ideolojik ayrılıklar oldukça büyüktür. Buna rağmen batılının zihninde bu iki ortodoksi aynı şeydir. Aslında bu ikisi oldukça farklı şeylerdir.  Medreseler, farklı İslam ülkelerinde (özellikle Pakistan ve Afganistanda) Şiîliğe karşı koymak için Suudi Arabistan’ın maddî olarak desteklediği kurumların yan ürünüdür.”[20] Ayrıca o, Şiîleri, dinî yorum yöntemleri ve tarihsel tecrübeleri açısından, Sünnilere göre radikalizme daha uzak ve demokrasiyi benimsemeye daha yatkın gösterir. Şiî radikalizme ait tezahürleri, İran-Humeyni Şiîliği ile ve onun uzantısı Hizbullah ile ilişkilendirir. Hatta onu "İran İslam devrimi" ve sonrasındaki Şiî şiddetin Sünnî radikal İslamcılıktan beslendiğini iddia eder. Bu iddialarını Sünnî radikalizm ve Şiî radikalizm şeklinde karşılaştırmayla yapması beklenirken, onun Şiî kimliğini veya Şiîlikten yana tutumunu öne çıkararak, her iki mezhebin hukuk ve siyaset anlayışını Sünnî radikalizm ve Şiîler karşılaştırması ile temellendirme yolunu tercih eder: “Sünnî radikal İslamcılık, İslam hukukunu ve neyin İslamî olup neyin olmadığını yorumlamayı temel alır. Bu nedenle çoğulculuğa, iman ve ibadet çeşitliliklerine daha az hoşgörülüdürler. Sünnî İslamcılık, geçmişinde Şiîlikle sert çatışmalar yaşamış ve özellikle Şiî karşıtı olan Vahhabilikten aşırı derecede etkilenmiştir. Nihayet Sünnî İslamcılık özel olarak Dört Halife dönemini en mükemmel örnek (Asr-ı Saadet) olarak görürler. Buna karşılık Şiîler aynı döneme farklı bakarlar. Örnek olmak bir yana Hz. Muhammed’in hayata geçirmeye çalıştığı idealden sapma olarak görürler.”[21]
Nasr, Şiî uyanışın "İran İslam devrimi" şeklindeki daha önceki uyanışı ile Irak’taki yeni uyanışı eski ve yeni uyanış olarak birbirinden ayırması da İran dışındaki Şiî uyanışı şirin göstermeye veya Şiîlik hakkında olumlu bir algı üretmeye yönelik bir teşebbüstür. Bu tutum onun yorumlarında açıkça görülmektedir: İran Devrimi üst düzeyde ideolojikti ama günümüzdeki Şiî canlanışlarının herhangi bir ideolojisi yok. İstedikleri sadece iktidarlardan pay almaktır. İran Devrimi alabildiğine Humeyni’ye ve onun vizyonuna odaklanmıştı. Günümüz canlanışıysa kültürel ve siyasî açıdan muğlaktır. İran devrimi zaten Şiîlerin yönetimde olduğu ve Arap olmayan bir ülkeyi merkez almıştı. Şimdiyse Arap dünyasında başladı. … Irak’ta iktidarın Sünnilerden Şiîlere kayması, Körfez’den Lübnan’a kadar tüm Şiî topluluklarda olumlu değişiklik beklentilerine yol açtı. Söz konusu olan bir Şiî hareketi ya da Pan-Şiilik (Şiilerin birleşmesi) değil, İran dışında bölgenin her yerinde Şiîler aynı sorunlarla karşılaşıyorlar: İster çoğunluk, ister azınlık olsunlar nüfuslarına oranla iktidarlardan pay alamıyorlar. Irak yeni beklentiler ve dolayısıyla yeni bir dinamik yarattı. Irak’taki Şiîlerin en kutsal mekanlarının ziyarete açılmış olması, Pakistan’dan Lübnan’a kadar ticaret, kültür ve din ağlarının tazelenmesine imkan verdi. Böylelikle hem birey, hem cemaat bazında Şiî akidesi de yenilenmiş oldu. Bütün bu gelişmelerin üst üste gelmesi, bölgede olayların akışını şekillendirecek yeni bir gücün doğduğunu düşünmemize yol açıyor.”[22]
            5. ŞİÎ UYANIŞ İSLAM DÜNYASINI YENİDEN NASIL ŞEKİLLENDİRECEKTİR?
 
Veli Nasr, Irak’tan başlayarak bölgedeki mezhebî dengenin iktidardaki değişiminin “Amerika’nın Irak, Lübnan, Orta Doğu ve İslam dünyasıyla ilgili algısını değiştireceğini ve aynı zamanda Lübnan’dan Pakistan’a siyasetin temelini oluşturan Şiîler ve Sünniler arasındaki uzun vadeli güç dengelerini de şekillendireceğini”, bununla kalmayarak Orta Doğu’da ve İslam dünyasında eskiden beri var olan politikaları ve algıları Şiî-Sünnî dengeleri çerçevesinde yeniden inşa edeceğini savunur.[23] Veli Nasr, “Amerikanın büyük Orta Doğu’daki çıkarları”nı korumaya ve “Irak’ta Şiî uyanışla ortaya çıkan riskler ve fırsatlarla Amerika’nın daha fazla ilgilenmesi”ni sağlamaya yönelik önerilerde bulunmaktadır. Ona göre Şiî uyanışı, “bölgede Sünniler ve Şiîler arasındaki ciddi bir iktidar yarışını” başlatmakla kalmayacak, “Irak’ın dışına uzanan yeni ittifakların şekillenmesini” doğuracak ve “Irak’taki mevcut gelişmelerin gelecek yıllarda bölgeyi şekillendirmede” belirleyici bir rol oynayacaktır. Ona göre, bu süreçte ortaya çıkan mezhepçilik, bölgede eskiden beri var olan “militan İslamî ideoloji ve aktivismi” ile ilgili gelişmelerin sonucu olup doğrudan Şiî uyanışla başlatılamaz.
Veli Nasr, “militan İslamî ideoloji”yi doğrudan Sünnî kimlikle ilişkilendirir ve bu Sünnî kimliği  başta al-Kaide, Taliban ve Militan Vahhabilik ile ilgili ideolojik ve siyasî cihadçı grupların bir parçası ve zemini olarak kabul eder.[24] Hatta “militan İslamî ideolojiyi”, 1920’li yıllarda Mısır’da ortaya çıkan Müslüman Kardeşler etrafındaki gruplar ve Arap dünyasında bu grupların sahip olduğu politik İslamcılığın yükselişi ile başlatır. Ona göre, Irak’ı parçalayan ve diğer bölgelerde görülen Şia karşıtı şiddet, “Irak’ta istikrarsızlık yaratmak ve bu ülkenin geleceği ile ilgili Washington’un planlarını boşa çıkarmak için kullanılan stratejik bir hile olmayıp Sünnî militancı ideolojisinin kurucu bir parçasıdır.”[25] Veli Nasr, Irak’taki şiddeti Şiî karşıtı şiddet olarak tanımlayarak, bunun sebebinin Amerikan’ın Irak’ı işgali sonrasındaki gelişmelerin direkt bir sonucu olmadığını ve bunun köklerini 1990’lı yıllarda Taliban ve al-Kaide ile ilişkisi olan militan grupların Güney Asya’da ve Afganistan’da başlattığı çok eskilere varan Sünnî militancılığa dayandığını savunur.[26] Ancak ona göre Sünnî militancılık, Iraktaki mezhebi dengeyi değiştirmek için direnemeyecektir. Sonunda Irak Şiîleşen ilk Arap ülkesi olacaktır. Bu sebeple Şiîlerin Amerika sayesinde Sünnilerden Irak’ın hakimiyetini devr almaları önemli bir sembolik değere sahiptir.[27]
Veli Nasr, Şiî-Sünnî çatışmasının arkasında Vehhabî şeyhleri ile Irak Necef Şia’sı arasında İran körfezindeki petrolü kapmak şeklinde bir ekonomik mücadelenin bulunduğunu da kabul eder. Vahhabilerin Şia’yı, Washington, Tel Aviv ve Şiî Necef kenti ile şeytan ekseni oluşturmak ve İran körfezindeki petrolü kapmaya çalışmakla itham etmelerini ekonomik çıkar çatışmalarının işareti olarak değerlendirir.[28]
            6. ŞİÎ UYANIŞ ŞİÎ-SÜNNÎ ÇATIŞMASINA DÖNÜŞEBİLİR Mİ?
Veli Nasr, Şiî uyanışın yönetimlerde Şiîleri daha fazla söz sahibi kılacağını temel bir argüman olarak kabul ettiği için, özünde şiddet içermediğini ve Sünnî militancılığın Şiî uyanışa tahammül edememesi sonucu, bu uyanışın Şiî-Sünnî çatışmasına dönüşeceğini savunur. İdeolojik bir tutum takınarak bu çatışmayı doğal ve kaçınılmaz göstermekle yetinmez, bunun başlangıcını henüz Şiîlik ve Sünniliğin olmadığı bir dönemde Arap kabileciliği esasına dayalı siyasî çatışmalara kadar geriye götürür. Başka bir deyişle, o, bir tür anakronizme düşerek  Şiî-Sünnî çatışmasını siyasî açıdan İslam’ın ilk dönemlerine, yani Hz. Peygamber’in vefatından sonra ilk halife seçimine kadar gerilere götürerek İslam’ın özü ile ilgili mücadele ve İslam’ın kendi içindeki bir savaş şeklinde sunar.[29] Hatta günümüzde yaşanan Şiî-Sünnî çatışmasını farklı teolojilerin rekabetinin ve kutsal tarih kavramları arasındaki büyük savaşın bir tezahürü olarak şu şekilde yorumlar: “Hz. Ali döneminde yaşanan sadece günümüze ait yeni, aynı zamanda İslam’ın ruhu ve özü için bir mücadeledir.- yarışan teolojiler ve kutsal tarihin kavramlarının büyük savaşı- ve etnisite ve kimliklerin kabilevî savaşları türünden bir tezahürüdür, görünüş olarak bu zamanlardan çok arkaik, bir o kadar da sürpriz bir şekilde çok canlı, insanlığın alışık olduğu ve bıktığı bir olgudur.  İnanç ve  kimlik, bu çatışmada birleşmektedir ve onların birleşmiş gücü, birlikte oldukları zamanlara rağmen, bu mücadelenin uzun süre niçin devam ettiği, aciliyeti ve önemini niçin  koruduğunu açıklayacak kadar uzun ömürlüdür. O, sadece eski/yaşlı dini bir tartışma değil, aynı zamanda İslam’ın ilk parlak yıllarından kalma fosilleşmiş bir aksiyon sahnesidir, fakat kimliklerin çağdaş bir çatışmasıdır. Teolojik ve tarihî tartışmalar onu ateşlemektedir; ayrıca bölgesel çatışmalar ve yabancı entrikalarının yanısıra bugünün güç, işgal, özgürlük ve eşitliğe ilgisi de bunu beslemektedir. Paradoks olarak çok eski, bir o kadar da modern bir çatışmadır. … Beraber var olma dönemlerine rağmen uzun, unutulmaz ve önemli bir çağdaş kimlik çatışması şeklindeki Şiî-Sünnî husumeti her zaman var oldu.”[30]
Nasr’a göre dünyanın dikkatini yeni çeken Sünnî-Şiî çatışması veya mezhepçilik, bu bölgede yaşayan Araplar ve İranlılar, Afganlılar ve Pakistanlıların aşina olduğu bir olgudur. Başka bir ifadeyle İslam’ın tarihini, teolojisini, hukuk ve siyasetini yeniden şekillendirebilecek kadar etkili ve zaman zaman alevlenen oldukça eski bir olgudur. O,  Sünniler ve Şiîlerin birbirine karşı olumsuz bakış açılarının, günümüzde halkın önyargılarına kadar derinden nüfuz ettiğine dair bazı örnekler aktarmaktadır.[31] Veli Nasr, Şiî ve Sünniler arasındaki mezhep çatışmasının bütün dikkatleri diğer topluluğu alt etmeye çevireceği için her iki topluluğun içindeki farklılıkları hükümsüz kılacağını ileri sürer. Buna örnek olarak tüm bölgedeki siyasî tavırları belirlemeye başlayan Iraktaki şiddeti gösterir. İslam dünyasının farklı bölgelerinde, Iraktaki mezhep farklılıklarını anlayışla karşılayan ve kendilerinden olmayan mezheplere de sempati duyan topluluklar vardı; artık onlar da Sünnî mezhep kimliklerini sahipleniyorlar.[32] Veli Nasr’ın bu tespiti, aynı şekilde Şiîler için de geçerlidir. İslam dünyasındaki Şiîler de kendi içindeki farklılıklar hükümsüz kılarak Şiî mezhep kimliğini sahipleniliyorlar.
Veli Nasr, başta Irak olmak üzere Orta Doğu ve bütün İslam coğrafyasında, gelecek yıllarda Şiîler ve Sünnilerin birbiriyle iktidar için yarışacağını öngörür. Bu iki mezhep, kendi aralarında yoğunlaşacak olan rekabetin üstesinden gelmek zorundadır.  Bu tür iyimser temennilerde bulunmasına rağmen o, bu rekabetin sonucu ile ilgili oldukça kötümser bir senaryo çizmektedir. Bu senaryoya göre, bu süreçte yaşanacak Şiî-Sünnî çatışması, Orta Doğu’yu ve onun dış dünya ile ilişkilerini şekillendirmede büyük bir rol oynayacaktır.Ayrıca Sünnî aşırıları daha aşırı yapacak ve Şiîler arasındaki devrimci arzuları yeniden alevlendirecektir. Zamanla bu çatışma, aşırıları güçlendirecek, cepheleri genişletecek, çatışmanın sebeblerini yaygınlaştıracak, siyasî talepleri yükseltecektir. Bu süreç, İslamî radikalizmi engellemeye yönelik yoğun gayretleri karmaşıklaştıracağı için kanlı olacaktır. Mezhep çatışmasından çıkan alevleri söndürmeye kalkışanlar da, aracılık adına da olsa, bunu asla başaramayacaklar. Onlar daha çok, sadece Amerika ve İsraile karşı kapsamlı mücadelede ortak bir cephe oluşturma arayışı içinde olacaklar. Aslında modern dönemde her iki tarafı sadece İsraile karşı savaş bir araya getirmektedir. Bunların hiç birisi Şiî-Sünnî çatışmasını hayali ve alakasız yapmayacaktır.[33]  Hatta mezhep çatışmaları, Hizbullah-İsrail savaşından sonra Arap-İsrail sorununa bakışta bile Şiî ve Sünniler arasında geçmiştekinden farklı görüşlerin oluşmasına sebep oldu.[34] Ona göre, ortada bir gerçek var ki “o da mezhepçilik çatışması devam ettiği sürece Orta Doğu’nun geleceğinin, geçmişten daha parlak olmayacağıdır. Dolayısıyla mezhepçilik, geleceği şekillendirecek bir çatışmadır.” [35]
Veli Nasr, Şiîler ve Sünniler arasındaki çatışmayı belirleyen etkenin her iki cephedeki tektiplilik olduğu fikrini reddeder. Ona göre Şiîler ve Sünniler tektip (monolitik) topluluklar değildir. Coğrafi olarak iç içe bulunan Şiîlik ve Sünnilik içerisinde birbirinden farklı düşünen ve farklı inanan gruplar vardır. Ayrıca her iki mezhebin mensupları arasında dil, etnisite, kültür, coğrafya ve sınıf farklılılığı bulunmaktadır ve kendi aralarında siyaset, teoloji ve dinî hukuk konusunda anlaşmazlıklar vardır. Örneğin Irak’ta Araplar, Kürtler ve Türkmen Şiîler arasında ciddi farkılıklar bulunmaktadır. Fakat sonuçta Şiî-Sünnî çatışmasını belirleyen çeşitlilik değil, aksine geniş kitleler tarafından paylaşılan sosyal tutumları belirleyen çatışma olacaktır. Bölgedeki Irak merkezli mezhepçi şiddet, Şiî ve Sünnî tarafta yeni aşırı ideolojiler üretiyor. Bu ortamda daha önce görmediğimiz, baş kesme, idamlar ve kaçırma gibi çeşitli eylemlere şahit olmaktayız. Ancak bu şiddet Irak’tan Orta Doğu’daki diğer ülkelere de sıçrayacaktır.[36]
Irak’taki gelişmeleri bölgedeki kamuoyunu mezhebî hatlarda etkileyecek ve bölgesel rekabet üretecek önemli bir potansiyel olarak gören Veli Nasr, Türklerin “kürt sorunu” ile ilgilenmek zorunda kalacaklarını, bu sebeple bu çatışmalara taraf olmayacaklarını; İran ve Hizbullah’ın Şiîlerden yana olacağını; diğer İslam ülkelerinin ise Sünnilerden yana olacağını ileri sürer.[37] Ona göre, “mezhepçi kimlik ve mehepçi gerginlikler” Orta Doğu’daki teoloji ve güçle ilgili gerginliklerin de zeminini oluşturacaktır. Şiî-Sünnî çatışması, ya geçmişte Lübnan’da olduğu gibi uzun yıllar sürecek ve sonuçta anlaşacaklar veya hiçbir taraf kazanamayacak ve bir arada yaşamak istemeyerek ayrılacaklar. [38] Türkiye’nin mezhep çatışmasında tarafsız kalmasını  ve bu çatışmayı etkileyememesini Osmanlı dönenminde Sünniliği temsil etmesine ve bugün Arap dünyasındaki Sünnî kimlikle bağlarının zayıf olmasına bağlar.[39]
Veli Nasr,  mezhepler arasındaki mukadder çatışmanın sadece “iktidar ve kaynakların bölgenin demografik gerçeklerine uygun dağıtılması şartıyla kontrol altına alınabileceğini” ileri sürer.[40] Ona göre, İslam dünyası bu çatışmadan kurtulabilmek, barışa ulaşabilmek, birlikte yaşamak ve siyasî amaçları paylaşabilmek için pek çok yol deneyecek, ama Orta Doğu’da, eski düzen yeni bir düzene yerini bırakırken bir şiddet döneminden geçmek zorunda kalacaktır. Sonuçta Şiîler ve Sünniler yeni realitelere alışacak ve zamanla bu bölge yeni bir istikrara kavuşacaktır. O, bu kapsayıcı hedeflere ulaşma konusunda demokrasinin önemini vurgular, ancak buna ulaşabilmek için uzun zamana ihtiyaç duyulacağından sözeder. O, demokrasinin yanı sıra, “elde edilecek istikrarın, belli bir mezhebin diğerleri üzerindeki hegomanyasına dayanmamasını”,  onun yerine “daha çok hem Şiîlerin hem de Sünnilerin kimlik ve inançlarını kabul edecek; refahı ve iktidarı nüfusa uygun olarak dağıtacak İslam’ın kapsayıcı ufkuna ve Arap dünyasına dayanması” gerektiğini savunur.[41]
           
            7. ŞİÎ UYANIŞ KARŞISINDA AMERİKA'NIN TUTUMU
            Veli Nasr’a göre, Amerikalı liderler, Irak savaşı sonrasında bölgedeki durumun iyileştirilmesi ve siyasetin değiştirilmesi konusunda daha önceki hafızayla hareket ettiler. Bu yüzden onlar, yükselen yeni Orta Doğu ile çok az ilgilendiler ve Sünnî ağırlıklı Orta Doğu’nun demokratikleşmesi üzerinde odaklandılar. Halbuki Arap kimliği veya ulusal yönetim biçimleri Orta Doğu’nun karakterini belirleyici olmaktan çıkmış, onun yerini Şiî uyanış ve ona karşı gelişen Sünnî tepki almıştır.[42] Kenneth Katzman, Amerika'nın Orta Doğu'daki Şiîlerle-Sünniler arasındaki dengeyi sağlama konusundaki politikalarının kırılgan olduğunu ve Irak'ın işgalinden sonra Şia'nın lehine Sünnilerin aleyhine geliştiğini savunur. O bu süreci şöyle açıklar: "1979 İran devriminden önce Politik İslam ve Radikal İslam hakkında çok az düşünce  vardı. Amerika'ya o zaman stratejik  tehlike Sovyetler Birliği idi. Orta Doğuda ise Sovyet yanlısı veya sol eğilimli gruplardı. 1980’lerde Şiî İslamcı gruplar, Amerika için asıl terör tehlikesi idi.1983’de kurulan ve Amerika’ya karşı çeşitli eylemler gerçekleştiren Hizbullah yakın takibe alındı.  İran-Irak savaşında Amerika Saddam’ı, Şiî fundamentalizme galip geleceği ümidiyle destekledi. 1990’lı yıllarda uluslar arası terörizmde daha az aktif oldu. 1990’ların sonunda Sünnî İslami gruplardan büyüyen bir tehlike sezdi. Bu gruplar büyük el-Kaide  koalisyonu içinde birleşmişlerdi. Amerika Saddam sonrasında Irak kökenli veya yabancı Sünnî asileri düşman olarak tanımladı. Irakta Şiî partiler Amerika'nın müttefiki oldular. Amerika Şiî İslamî partilerin açıkça koruyucusu olmaya başladı. Irak Sünnileri nazarında Amerika Şiîleri kendilerine tercih ediyor. Irak Sünnileri Irak Şiîlerinin kendilerine ve Irak toplumuna, Iraktaki mevcut mezhebî düzeni yıkmak için yabancı güçleri davet etmekle  ihanet ettiğine inanmaktadır. … Şiîler, bu sebeple güvenlik güçlerine ve özellikle Basradaki millî polis gücüne katıldılar. Amerika Saddam'ın devrilmesinden sonra entellektüel olarak yönendirilen batı yanlısı liberal partilerin  güçlü bir demokrasi yaratacaklarına inandılar. Ancak onlar bunu tutmadılar. Bunun yerine Irak'ın yönetimini ele geçiren Mukteda es-Sadr hariç, İran yanlısı Şiî İslamî partiler oldu. Bununla birlikte Amerika bu partilerle işbirliği yapıyor, çünkü böyle yapmak çıkarlarınadır.  Şiî İslamcı partiler, büyük olasılıkla Saddam Hüseyin sonrasında Irak'ı kendi ideolojileri doğrultusunda, kurmaya çalışıyorlar. Muhammed Sadr geriye tepen silah gibi. Bir gün ateşkes ilan ediyor bir gün Sünnilerle anlaşmaya varıyor. Onun "Mehdinin askerleri" adını verdiği ordusu zaman zaman Iraktaki Amerika ve müttefiklerine saldırıyor.[43]
            Veli Nasr, Orta Doğu’da köklü değişimlere yol açan Irak’taki yeni Şiî uyanışın Saddamı devirdikten sonra Irak’a ve sonra bütün bölgeye demokrasi getirmeyi düşünen Amerika’nın baştan beri planlamadığı bir gelişme olarak değerlendirir. Hatta başlangıçta “Bush yönetimi, siyaseti bireyler ile devlet arasındaki ilişki olarak düşünmüş, Orta Doğuda halkın siyaseti, toplumlar arasındaki güç dengesi olarak da gördüklerini anlayamamışlardı.”[44] Ona göre, “bir çok Iraklı, Saddam’ın devrilmesini ülkenin çoğunluğunu oluşturan topluluklar arasındaki güç dağılımında, adaletsizlikleri telafi etmek için bir fırsat olarak gördü. Aslında Bush yönetimi Iraklı Şiîleri özgürleştirmek ve güçlendirmekle, Irak’taki ve Orta Doğu’daki gelecek yıllarda mezhebî dengeleri altüst edecek geniş bir Şiî uyanışın başlamasına yardım etti.”[45]
ABD ve beraberindeki işgal kuvvetleri, Irak’ın işgaliyle birlikte Orta Doğu’da mezhepçiliği kışkırttıkları ve insanların kendilerini mezheplerine göre tanımlamaya zorlayarak Şiî ve Sünnî kimlik bilincini derinleştirdiler. Şöyleki Irak’ta Şiî ve Sünnilerin birlikte yaşadığı şehirlerde, mahalle ve köylerde mezhebî çatışmaları alevledirerek yerleşim alanlarını Şiî ve Sünnî nüfusa göre yeniden oluşturmayı planladılar. Bunun bir sonucu olarak Bağdat’ın Kazımiyye bölgesinde yaşayan Sünniler, başka mahallelere göç etmek zorunda kaldılar. Mezhebî kimlikleri daha önce kullanmak bir tabu iken ve birisinin mezhebini sormak utanç verici iken, işgal sonrası süreçte insanlar tanıştığı arkadaşlarının, komşuları ve misafirlerinin mezhebini sormaya ve araştırmaya başladılar.[46] 1970’li yıllarda Irak’ta şehirli elitler arasında orta okullardaki öğrencilerin % 50’ye yakını Şiî-Sünnî evliliği ile kurulu ailelerden gelirken, 2002’de % 5’lere düştü, 2005 yılında ise dikkate değer bir rakama ulaşmadı.[47]  Irak’ta geçiş hükümeti için oluşturulan parlamentoda sandalye dağılımı din, mezhep ve ırk ayrımına göre yapıldı.[48] Demokratik haklar ve siyasi haklar, vatandaşlık esasına göre değil din, mezhep ve etnik kimlik üzerinden dağıtılmak istendi. Irak kağıt üzerinde tek devlet olarak görünse de fiiliyatta güney bölge, Şiî Araplara; Kuzey Sünnî Kürtlere ve diğer bölgeler Sünnî Araplara verildi. İlk defa Irak’ta Şiî bir hükümet işbaşına geldi. Sünnî Kürtleri, mezhep kimliğine vurgu yapmadan etnik bir topluluk olarak tanıdılar. Şiî-Sünnî cepheleşmede onu hep dışarıda tuttular. Sünnilerin nüfus oranını % 20 veya 25 olarak göstermek istediler. Türkmenler arasında, Şiî, Sünnî ve Bektaşî farkındalığını güçlendirerek, parçalı bir hale getirdiler. Hapishanelerde Şiî-Sünnî ayrımı yaparak onları birbirine düşman yapmak istediler. Birbirinin arkasında namaz kılanları cezalandırdılar. 25 Mart 2006’da Türkiye’de bir açıklama yapan Iraklı Hacı Ali Kaysi,  Irak’ta işgalcilerin sistematik bir şekilde mezhepçiliği nasıl körüklediklerini şu şekilde anlattı: “Ben, 2003 yılının 12. ayında tutuklandım. Camiye giderken, mescidin yanında, arandığımı söyleyerek tutukladılar. Ebu Gureyb hapishanesine götürüldüğümde bana sorulan ilk soru Şiî misin yoksa Sünnî misin? oldu. Oysa ben tüm ömrüm boyunca böyle bir soruya muhatap olmamıştım. Irak'ta kimse size böyle bir soru sormaz, gündemimizde yoktur yani... Ebu Gureyb’de kaldığım dönemde 400 tutuklu ile beraberdik. Bu tutukluların içinde Şiî, Sünnî, Irak’ın orta kesiminden insanlar vardı. Biz aramızda tutuklu olan Şiî imamı namaz kıldırması için önümüze geçirdik. Namazdan sonra askerler onu dışarı çıkarıp aramızdan ayırdılar. Ona ‘Senin mezhebin farklı, nasıl onlara namaz kıldırırsın’ demişler. … Sünnî ve Şiî kanaat önderi ve fikir adamlarından öldürülenlerin önemli bir kısmı “mezhep çatışması”nın meşruiyetine inanmayıp her fırsatta Iraklıları bu konuda uyaranlardı.”[49]
 
            8. ŞİÎ UYANIŞ VE AMERİKA'NIN ÇIKARLARI
 
Veli Nasr, Şiî uyanışın Amerika’nın çıkarlarına hizmet edeceğini ileri sürer. Ona göre, Irak’ta ve Büyük Orta Doğu’da başarılı bir Amerikan politikası, Şiî-Sünnî güç dengesini bölgesel istikrar için ve Amerika’nın bölgesel çıkarları için anahtar olarak görmesi gerekir. Çünkü mezhebî iktidar çatışması, Orta Asya'yı Kafkasya üzerinden körfeze bağlayan Güney Asya’dan Akdeniz ülkelerine kadar barışın ve istikrarın geleceği açısından yagane en büyük etki olacaktır. Bu durum tabii olarak Amerika’nın demokrasi ve ekonomik büyümeyi geliştirmeye yönelik gayretleri kadar çıkarlarını da etkileyecektir (impacting). Şia ve Sünnilik arasındaki değişen güç dengeleri, sadece Irak’ta değil Lübnan, Afganistan, Pakistan, Azerbeycan, Suudi Arabistan’da da politik gelişmelerde ve sonuçlarda merkezi bir rol oynayacak. Dolayısıyla Amerika siyaseti, gelişmeleri terörle mücadelenin ötesinde bölgeyle ilgili siyasetin Şiî-Sünnî uzantıları yansıtacak şekilde yürümek zorundadır. Bunun için de Irak Şiîleriyle özellikle Sistani ile yüzleşmekten ve onunla karşı karşıya gelmekten uzak durmalıdır. Sistani’nin doğrudan seçimler için ısrarı, Sünnileri daha fazla marjinalleştirme ve Irak’ta seküler yönetimin geleceğini tehlikeye atma riski taşımaktadır. Özellikle Şia’nın ılımlı sesinden uzak durmak daha büyük risk taşır. En fazla takipçisi olan bir Şiî lider olarak Sistanî, Irak’taki ve Büyük Orta Doğu’daki Şiî topluluklarda istikrarın anahtarıdır.[50] 
Veli Nasr'a göre, Şia üzerinde dengeleyici bir etkiye sahip olmayı sürdürmek Sadr’a ve onun Amerika aleyhtarlığını kontrol edebilmek, Şia’yı Sünnî militanların, Kuetta, Pakistan’da olduğu gibi, provakasyonlarına misilleme yapmalarını engellemek için oldukça önemlidir. 27 Mart 2004 tarihinde Sünnî militanların saldırısından sonra Sistani kendi politik meşruiyetini korumak zorunda kaldı. Diğer yandan Şiî nüfusun ağırlıklı olduğu ülkelerden İran ve Irak, ekonomik büyüme ve demokrasi açısından Sünnî komşularından (Türkiye hariç) daha iyi bir konumda olduklarını kabüllenmek gerekir. Bu ülkelerde diktatörlük yıkıldı ve Şiîlik, Sünnî ülkelerde olduğu gibi, artık bir tür ideolojik siyaset üretmeyecektir. Irak’ta Saddam rejiminin devrilmesinden faydalanan ve Amerika’nın otoritesinden politik düzeni alacak Şiîler, demokrasiye karşı,  Irak’ta empoze edilen Amerika'nın düzenine karşı çıkmakla tanınan Sünnilerden daha olumlu tepki veriyorlar.[51] Dahası modern dünyada İslam’ın demokrasi ve ekonomik büyüme ile ilgisi dahil İslam’ın rolü konusundaki tartışmalar, Şiî Müslümanlar arasında Sünnilerden (Türkiye hariç) daha fazla yer buluyor. Artık otoriteryen ideolojilerin (İran’da İslamcılık, Irak’ta Arap Milliyetçiliği) hakim olmadığı Şiî ülkeler, demokrasiyi benimseyen ve dünya ekonomisiyle entegre olan ilk ülkeler olarak yükselebilir ve Müslüman dünyadaki değişimi gerçekleştirmede anahtar rol oynayabilir.
Veli Nasr, Amerikalı siyaset adamları arasındaki Irak’ta yükselen Şiî hakimiyetiyle ilgili mevcut korkulardan bahseder. Ona göre, bu süreç, Amerika ile Sünniler arasındaki çıkarlar çakışmasından çok Amerika ile Şiîler arasındaki çıkarların çakışmasını sağlayacaktır. Bir taraftan Şiîlik Irak’ta ve Büyük Orta Doğu’da yükselirken, diğer taraftan Sünnî militancı hareketler de yükselişe geçecektir. Eğer Vahhabî muhalefet Suudi Arabistan’da iktidarı ele geçirirse, daha büyük güç oluşturma potansiyeline sahip olacaktır. Son yirmi yılda Irak’ta ve bölgede Amerika’nın demokrasi, çoğulculuk ve seküler yönetimleri yıkmaya çalışan İslamcı Sünnî militanlarla olan mücadele siyaseti öne çıkmıştır. Şiîliğin bölgede zayıf düşmesi bütün dengeleri ve Amerika’nın bölgedeki politikalarını ve çıkarlarını alt üst edecektir. [52]
Veli Nasr, Amerika ve İran ilişkilerinin Şiî uyanış sayesinde Irak savaşı öncesinden daha güçlü olduğunu ve uzun vadede Amerika ve İran çıkarları Irak’ta daha da yakınlaşacağını ileri sürmektedir. Ona göre hem komşusunun istikrarını kendi istikarı olarak gören Tahran hem de bölgeden çekilmek için sebep arayan Washington Irak’ta istikrar istiyor. Bölgedeki çatışma ve kutuplaşma,  İran'ın Arap, Baluci ve Kürt bölgelerindeki etnik gerilimlerini yükselteceğinden,  çatışmanın bölgede yayılması öncelikle İran’a zarar verir. Irak’daki kaos, İran’ın uluslar arası çıkarlarına hizmet etmeyecektir. [53] Veli Nasr, Der Spigel dergisinin kendisiyle yaptığı bir söyleşide Amerika’ya bundan böyle Afganistan ve Irak'ın işgalinden sonra yıldızı parlayan ve önü açılan İran’la daha sıkı ilişkiler içinde olmayı ve İran ile birlikte çalışmayı tavsiye eder.[54]
            9. ŞİÎ UYANIŞ VE İRAN'IN TUTUMU
1980’li yıllarda ve 1990’lı yıllarda Irak’ta yaşanan Şiî aleyhtarı katliamlardan 100.000’den fazla kişi kaçıp İran’a iltica etti. İran devrim muhafızları tarafında eğitildiler. Saddam’ın düşüşüyle birlikte tekrar Irak’a döndü ve orada çeşitli resmi kademelerde görev aldılar. [55] Şiî uyanışın ardından İran’ın Irak politikasında önemli değişikliğe gitti. İran 2003’ten sonra Irak’taki gelişmeleri yakından izledi ve Amerika’nın yardımıyla iş başına gelen hükümete destek verdi. İran ve Irak arasında üst düzey heyeteler karşılıklı ziyaretler gerçekleştirdi. İran Irak’a maddî yardımda bulundu. İki ülke arasında güvenlik işbirliği ve diğer alanlarda önemli anlaşmalar imzalandı. İran Irak’a elektrik verdi. Petrol ve petrol ürünleri değişimi ile ilgili anlaşmalar yapıldı.
İran'ın Iraktaki resmî olmayan etkisi resmî olandan daha büyüktür. İran bu ülkeyle yoğun bir işbirliği ağı kurdu. Güçlü Şiî partilerin pek çok lideri 2003’te Irak’a dönmeden önce yıllarca İran’da sürgünde kalmıştı. Örneğin Başbakan Caferi ve şimdiki başbakan Maliki bunlar arasındadır. İran, Mukteda es-Sadr ile de ilişkilerini geliştirdi. 2004’te Necef’te Amerika’ya karşı Sadr’ın politik ve askerî kadrolarını eğitti. Devrim muhafızları “Mehdinin ordusu”nu destekledi. Irak’taki seçimlerde Şiî partilere parasal yardımda bulundu. Uydu yayınları yoluyla yapılan Şiîlik propogandalarıyla onları bilinçlendirmeye çalıştı. Bugün Irak Şiîleri Sünnî hakimiyetinden daha çok Tahra’nın Bağdat üzerindeki etkisinden endişe ediyorlar. [56]
İran, Irak’taki Şiî gruplarla yakın dinî ilişkiler kurarak Şiî uyanışı kendi lehine çevirmeye çalıştı. Örneğin İran’a sürgün edilen Irak uleması, orada bazı kurumlar kurdular ve 2003’ten sonra kendi ülkelerine dönerek ülkenin güneyindeki camilerde görev aldılar, dinî ve eğitimle ilgili görevler üstlendiler. Bu durum Kum ve Necef arasında önemli bir işbirliği ekseni oluşturdu. Savaş öncesi Washington’da hakim olan konvensiyonel akıl, Irak özgürleştiğinde, Necef Kum’a rakip olacağı ve İranlı Ayetullahlara meydan okuyacağı şeklinde idi. Sanılanın aksine 2003’ten beri iki şehir arasındaki işbirliği daha da güçlenmişti. Görünürde dinî sınıf arasında doktriner bir ayrılık yoktur.  Ayetullah Ali es-Sistani'nin meşhur web sitesi[57] Kum merkezli idi.Temsilcileri tarafından toplanan dinî vergilerin çoğu, İran’da korunmaktadır. Irak’taki makberelerin ziyarete açılması sıradan İranlılar üzerinde, özellikle de rejimi destekleyen daha dindar sosyal sınıflarda duygusal etkiler yarattı.  Pek çok İranlı 2003 öncesinden daha fazla Sistani’yi dinî lider olarak tanımakta ve dinî vergilerini ona göndermektedir. Kendi dinî liderleri hakkında kapsamlı alaya rağmen, pek çok İranlı Irak’ın Şiî kimliği ve kültürünün canlanmasına kucak açmaktadır.[58]
Veli Nasr, Irak’ın işgali ve Saddam’ın devrilmesiyle “İran İslam devrimi”nden sonra Sünnî kuşatma altında tutulan İran’ın bu kuşatmadan kurtulduğunu[59] ve önünün açıldığını ileri sürer. O bu konudaki iddiasını şu şekilde açıklamaya çalışır : İran hala batıda Irak ve Suudi Arabistan; doğuda Pakistan ve Taliban yönetimindeki Afganistan’dan oluşan düşman Sünnî duvarı ile çevriliydi. İranlılar, Sünnî duvarın çökşünü memnuniyetle karşıladı ve bölgede Şiîliğin yükselişini saldırgan Sünnî destekli milliyetçiliğin dönüşüne karşı sığınak olarak gördü. İran, Saddam’ın ölümüyle rahatladı, çünkü Irak’ın 1958 yılında Arap Milliyetçiliğine teslim olmasından bu yana elli yıldan daha fazla bir süreyle, Irak İran’ın dış siyasetinin ilgi alanındaydı. Baasçı Irak, Şah’tan rahatsız oldu ve İslam Cumhuriyeti’ni tehdit etti. İran-Irak savaşı, Ayetullah Ruhani Humeyni’nin devriminin ilk on yılına hükmetti. İran ekonomisine büyük darbe vurdu ve İran toplumunu korkuttu. İranlılar Irak’ın tekrar kendisi için bir tehlike olmayacağımdan ve Sünnilerin öncülüğündeki İran karşıtı Arap milliyetçiliğinin iktidarı tekrar ele geçiremeyeceğinden emin oldu. İranlılar, Şiî yönetimindeki bir Irak’ın güvenliğin kaynağı olacağına inanırlar. Her şeye rağmen bu durum 1980’li yıllarda İran’ın ideolojik sonuçlarını hatırlayan bu bölgedeki Sünniler için bir teselli idi, ama şu anda onlar yeni bölgesel tutkular hakkında endişeliler. Çeyrek asır öncesinde Tahran; Bahreyn, Irak, Kuveyt, Lübnan, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi ülkelerdeki Şiî partileri, milisleri ve onların isyanlarını destekledi. İran devrimi Şiî kimliği radikal batı karşıtlığı ile birleştirdi. Bunun yansımaları rehine krizi, Amerika hedeflerini bombalama ve benzerleridir. Tahran uluslar arası terörist faaliyetlerini destekledi. Sonunda İran devrimi,  Lübnan hariç, hedeflerinden mahrum hissettiler. Bazılarına göre İran yorgun diktatörlüğe, bazılarına göre ideoloji ve milliyetçilikle beslenen İran’ın bölgesel hayallerinin yükselişi hakkında endişeliler. Tahran kendisini bölgesel güç, Fars ve Şiîliğin etki alanının merkezi olarak görmektedir. Afganistanda Talibanın Irakta Saddam'ın düşüşünden sonra İran Şiî uyanış dalgasının tepesine yükseliyor. … İran, Irak’ta büyük rol oynamayı açıkça arzulamakla beraber, bu ülkeyi başka bir İslam devletine döndürmeyi amaçlayamaz.[60] Veli Nasr’a göre, İran bir yandan Şiî uyanıştan istifade edecek, ama öte yandan Şiî gücüne karşı Sünnî direnişten de olumsuz etkilenecek.[61]
            10. ŞİÎ UYANIŞ'IN ŞİÎ HİLAL'E DÖNÜŞMESİ ENDİŞESİ VE SÜNNÎ DÜNYADAN TEPKİLER
Irak’taki gelişmeler ve İran’ın yıldızının parlaması karşısında bölgedeki Sünnî yönetimler, İran ile ilgli endişelerini dile getirdi. Örneğin Hüsnü Mübarek’in demeçleri ve Selefilerin fetvalarındaki Şiî karşıtı söylemde İran’ın fazlasıyla öne çıkartıldığını gözlemliyoruz. Hüsnü Mübarek, “Şiîler genellikle, yaşadıkları ülkelere değil  İrana bağlılar.” diyerek, İran’ın bölgede büyüyen nüfuzuna dikkat çekti.[62]  Diğer yandan Ürdün kralı Abdullah 2004 yılında Bağdat’tan geçerek Şam’dan Tahran’a uzanan "Radikal Şiî Kemer"’i “Şiî Hilal”in yükselişi olarak değerlendirdi ve bunu bir tehdit olarak tanımladı.  “Bahreyn’den Irak’a bir Şiî uyanışa şahit olduğunu"  kabul eden Veli Nasr, "Mukteda es-Sadr üzerinde durur ve onun ilhamını Hizbullah modelinden” aldığını[63] savunur.
Veli Nasr’a göre, yeni bir Orta Doğu doğuyor. Şiî-Sünnî çatışmasını hafife almamak gerekir, yoksa Iraktaki gibi sürprizle karşılaşılabilir. İran’a karşı bir saldırı, Sünnî ülkelerin kontrol edemeyeceği, hatta gizliden mutlu olacakları bir şiddet dalgası yaratacaktır.[64] Sünnî devletler Şiî hilalin yükselişinden oldukça rahatsızlar.  Ürdün Kıralı, Mısır Cumhurbaşkanı ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, Şiî hilal ve İran hakkında konuşmaya devam ediyorlar. Şiî Hilal'den bahsedenler Şiîler değildir. Sünniler böyle bir şeyden bahsetmektedirler. Hizbullah savaşı başlattığında bunu açıkça görmekteyiz. Arap ülkeleri, hemen bu olayın akabinde, bunun İsraille savaşa sürükleyen Şiî bir ittifak olduğunu söylediler ve bunu eleştirdiler. Bunun bir Şiî ittifak olduğunu da Şiîler söylemedi. Sünnî ülkelerin iki endişesi var: Suudi Arabistan, Lübnan ve Kuveyt gibi bazı Sünnî ülkelerde Şiî nüfus var, fakat Ürdün veya Mısır gibi bazı Sünnî ülkeler var ki, onlarda Şiî nüfus yoktur, ancak, İran’da iktidar paylaşımının dengesi hakkında oldukça endişeliler.[65]
Veli Nasr'a göre, Şii Hilal, sadece yukarıda zikredilen ülkelerde değil Bahreyn ve Pakistan gibi ülkelerde de yayılabilir. Örneğin Pakistan’da, Benazır Butto ve onun babası, Pakistan'ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah, bunların hepsi Şiî idi. Pakistan’da Şiî generaller ve Şiî bakanlar vardı. Afganistan'da bile Hamid Karzai'nin Cumhurbaşkanı olması ve Talibanın düşüşünden sonra, Şiîler tekrar ülkenin anayasasında ve yönetiminde yer aldı. Fakat bu geçiş Arap dünyasında şimdi çok kanlı bir şekilde olmaya başladı.  Irak’ta barışçıl bir geçişi göremiyoruz. Pek çok ülke, örneğin Bahreyn, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Lübnanda olduğu gibi, Şiîler ile Sünniler arasında iktidar paylaşımının nasıl olacağı sorunu ile karşı karşıyadır. Bu ülkeler, Bahreyndeki çoğunluktan  Kuveyt ve Suudi Arabistandaki azınlığa varıncaya kadar farklı oranlarda Şiî nüfusa sahipler.  Fakat her yerde bu sorun, aynı sorun olan iktidar paylaşımıdır. Bu Şiî Hilal, Irak ve Lübnan’da görüldüğü gibi, daima batılı saldırılarla alevleniyor görünmektedir. Çünkü son zamanlara kadar asıl sorun, Sünnî olan  el-Kaide ile yaşanmaktaydı. Şiîler, terörist saldırılara katılmadı ve aslında 11 Eylül olduğunda, Şiî halk Tahran'da ve Karaçi'de yaptığı gösterilerle desteğini ortaya koydu. Aynı zamanda Lübnan'da Hizbullah İsrail'de fazla odak noktası oldu ve Irak'ta Şiîler öncelikli olarak Amerika'yı destekledi ve yönetime katıldı. Fakat şu anda Şiîlerle ilişkilerin oldukça kötüye gittiği bir süreç söz konusudur. Eğer Şiîler de Amerika aleyhtarı ve Batı karşıtı olmaya başlarsa,  o zaman Orta Doğu’da daha kapsamlı şiddet ve terör probemleri yaşanacaktır.[66]
 
            11. ŞİÎ UYANIŞ TEZİNİN YANKILARI: DESTEKLEYENLER VE ELEŞTİRENLER
 
            Veli Nasr’ın konuyla ilgili yazdığı Shia Revival (Şiî Uyanış) adlı kitabı, askerî ve stratejik araştırma dergilerinde konuyla ilgili makaleleri[67] ile Amerika ve dünyanın görsel-yazılı medyasında çıkan söyleşi ve konuşmaları sadece batılı araştırmacılar, siyasiler ve devlet adamlarının dikkatini çekmedi, batıdaki kadar olmasa da İslam dünyasında da büyük yankı uyandırdı. Dünya kamuoyunda Veli Nasr'ın bu kitapta ve makalelerinde ileri sürdüğü Şiî uyanışla ilgili lehinde ve aleyhinde iki ayrı tutum takınıldı.
           
            A. Şiî Uyanış Tezini Destekleyenler
            Bu grup, Veli Nasr'a ve Şiî uyanış tezini işleyen kitabına övgüler yağdırdı. Yazdıkları Review’lerde kitabı genel olarak veya derinlemesine değerlendirdikten sonra, “ bu kitabı Orta Doğu'daki siyaset ve uluslararası ilişkilerle ilgilenen herkesin okuması” tavsiye edilirken, "bölgeyle ilgili politika üretenlerin ise mutlaka okumları gereken bir kitap" olarak sunuldu.[68] Veli Nasr, Amerika’da bir çok üniversite tarafından kitabında işlediği Şiî uyanış ile ilgili konferans, panel ve tartışmalara çağrıldı.[69] Bazı üniversite ve araştırma merkezleri Şiî uyanış ve akabinde gündemde yer edinen Şiî hilal ile ilgili sempozyum ve toplantılar düzenlendiler.[70] Amerika Dış İlişkiler Bölümü, üç panelden oluşan bir toplantı tertipledi. Panellerde Şiîliğin mahiyeti, Orta Doğu’da Şiîliğin güçlenmesi, bunun bölgesel ve uluslar arası politikalar üzerindeki etkileri ve ABD açısından doğuracağı sonuçları tartışıldı. Panellerde Şiî gücün bir tehlike olmadığını ancak Orta Doğu’da güç dengelerini değiştirebileceği sonucuna varıldı.[71] Hatta kitabın içeriği, resmi makamlarca düzenlenen ve Veli Nasr'ın konuşmacı olarak çağrıldığı bir başka toplantıda bölüm bölüm tartışıldı.[72] Bu süreçte Şiî uyanışa karşı bir tehdit olarak gören Selefi hilali ve Vahhabî uyanışı ele alan makaleler  yazıldı.[73]
            Daha önce İslamcılık üzerine yazılarıyla tanınan John O. Voll ve Oliver Roy gibi araştırmacılar, analizlerini İslamî uyanış, pan-İslamizm gibi paradigmalar üzerinden değerlendirmeleri kısmen devam ettirdiler ise de, Veli Nasr'ın görüşlerini savunmaktan geri durmadılar. Voll, Veli Nasr'ın eserine yazdığı "Uyanışçılık, Şiî Tarz" (Revivalism, Shi’a Style)  adlı değerlendirmesinde, daha önce İslamî uyanışçılık (Islamic Revivalism) olarak ele aldığı olguyu Şiî uyanış üzerinden analiz etti. Bu makalesinde bir iki nokta hariç Nasr'ın görüşlerini aynen tekrarladı ve kitabını öven ifadeler kullandı.[74] Voll, Şiî uyanışı siyasî anlayış etrafında odaklanan İslamî uyanışta yeni bir tarz olarak değerlendirdi ve Nasr'ın izini takip ederek Şiî uyanışı  Şiî-Sünnî çatışması bağlamında ele almakla kalmadı, Nasr tarafından bu çatışmayı meşrulaştırmak için oluşturulan tarihsel arka planı da aynen kabul etti ve şöyle savundu: "21. Yüzyılın son yirmi yılında İslamî uyanışın tahrik edici sembolleri, Şiî-Sünnî çatışmasının eski tasavvurlarını sunar. Sünnî siyasî meşruiyetinin tarihî sembollerinden birisi hilafettir. … Tarih, Sünnilere ve Şiîlere ideal siyasî toplumla ilgili birbirine zıt bakış açılarını temin eder."[75] Voll, yukarıdaki ifadelerden anlaşılacağı gibi, tarihte siyasî meşruiyet sembollerinden birisi olan hilafet-imametin günümüzde yaşanan İslamî uyanışta etkili sembollerden birisi olarak yeniden hayatiyet kazandığını, eski tasavvurların günümüzdeki Şiî-Sünnî çatışmasını beslediğine özel bir önem atfetti. Voll, Şiîliğin demokrasi kültürünü benimsemeye yatkın olduğu şeklindeki Nasr'ın iddiasına da sahip çıktı ve "Şia’nın marjinalleştirilen azınlık şeklindeki politik pozisyonunun demokrasi savunuculuğuna dönüşmesini, mevcut Şiî uyanışın yeni çehresine yansıyan önemli bir gelişme" olarak değerlendirdi.[76] Ancak Nasr'ı "Mukteda Sadr'ın "Mehdinin ordusu" faaliyetlerinde tezahür eden Şiî aşırılığa daha az ilgi gösermekle" eleştirdi.[77]
            Oliver Roy da, Nasr'ın fikirlerine atıfta bulunmaksızın Şiî uyanışa büyük önem atfetti. Orta Doğu'daki Arap Baharı ve Şiî uyanıştaki demokrasi vurgusunu geçmişte İslamcılık söyleminde olmayan yeni bir gelişme olarak yorumladı: "Orta Doğudaki demokrasi yanlısı hareketlerin güçlenmesi, Arap dünyasında  ilk defa devrim Pan-Arabism, Pan-İslamism, sosyalizm, Filstin'e destek, anti-Kolonyalism anti-siyonism, anti-emperyalizm ile ilişkilendirilmedi."[78] Nasr'ın Şiî uyanışla ilgili fikirlerini benimseyen Roy, Şiî uyanışı 30 yılı aşkın süredir İran'ı bölgede bir tehdit olarak gören Arap milliyetçiliğini ve Sünnî militancılığın bütün formlarını kullanan Suudi Arabistan'ın etkin olduğu Arap Sünnî  bloku ile İran'ın başını çektiği Şiî bloku arasında cereyan eden bir çatışma olarak değerlendirdi.[79] Ona göre Orta Doğuda Jeopolitik ve dinî Şiîlik tanımlaması, Suudi Arabistanı İran ile karşı karşıya getirdi.
Veli Nasr’ın fikirlerine ciddi destek sağlayanlardan ve son asırda müslüman dünyada yaşanan olayları Şiî-Sünnî paradigması üzerinden okuyanlardan birisi de Sreeram Chaulia’dır. Chaulia, Şiî Uyanış kitabına yazdığı bir değerlendirmede (review), bu kitapla birlikte Batının Müslüman dünya ile ilgili otoriteryanizm, kökencilik ve kadın hakları gibi tipik referans noktalarının mezhepçilik fay hattına kaydığı tesptinde bulunur. Ona göre,  İranlı yazar Veli Nasr’ın kitabı, İslamın kuruluş yıllarına kadar gerilere giden ve Pakistan ile Irak'ı kana bulayan Şiî-Sünnî rekabetini ustaca analiz etti ve batıdaki bu referans miyopluğu bu kitapla ortadan kaldırdı. Chaulia, değerlendirmesinde, Güney Asya ve Orta Doğu’daki çatışmanın kaynağı mezhebçiliğin  temelinde ise, güç ve kaynakların demografik gerçeklerle uyuşmayan adaletsiz paylaşımı olduğu şeklindeki Nasr'ın tezini tekrarlamıştır. Chaulia, bunu  Şiîliği “Sünnî Elma’nın içindeki kurtçuk” şeklindeki ilginç bir teşbih ile açıklamaktadır. Sünnî Elma’nın içindeki kurtçuk, artık dışarı çıkmıştır. Şiîlik, geçmişte yaşanılan baskının intikamı ve sızlanmaları üzerine inşa edilecektir. Onlar,  kendi hisselerini alıncaya kadar ve adalet elde edinceye kadar savaş ve mücadele devam edecektir.[80]
Nasr'ın Şiî uyanış ve bunun ardından gelen Şiî-Sünnî çatışması ile ilgili tezleri Avrupa'da siyasî kuruluşlar tarafından da ciddiye alınarak ilgiyle izlenmeye başlanmış, bunun Avrupa'da ileride doğuracağı muhtemel olumsuz etkileri şimdiden tespit edilmeye ve bunlara karşı tedbirler üretilmeye çalışılmıştır. Diğer yandan Şiî-Sünnî çatışmasının İsrail açısından ne gibi sonuçlar doğuracağı bağımsız araştırma konusu olmuştur. Bu konuyla ilgili yazdığı bir makalede Marc Eliany, Şiî uyanış ve Şiî-Sünnî çatışmasının İsrail üzerindeki muhtemel etkilerinden çok İsrail'in bu hadiseye karşı nasıl tavır takınacağını analiz eder ve İsrail'e akıl verir. Ona göre, İsrail siyaseti yıllardır, askerî kurum tarafından idare edilmektedir. Bu elit takım, ister asker olarak ister sivil elbise içinde olsun, komşularıyla olan sorunları çözmede güç kullanma eğilimindedirler. İsrail, bölgesel mezhebî çatışmalara girmekten uzak durmalı ve Şia'nın Orta Doğu'ya yeni bir denge getirebileceğini kabul etmelidir. Böyle bir gelişme, demokratik ve çoğulcu olursa, kaynakların adil dağılımı olarak şekillenirse, İsrail'e faydalı olacaktır. İsrailli elitler; İran, Suriye, Hizbullah ve Hamas'ın ittifakından oluşan Şiî uyanışı, İsrail'in varlığına önemli bir tehdit olarak görmektedirler. Bundan dolayı İsrail böyle bir tehdite karşı askerî çareler bulmaya çalışmaktadır. İsrail, kendini savunma amacı olmadıkça güç kullanımından uzak durmalı ve Sünnilerle olduğu gibi Şiîlerle iletişim kanallarını açık tutmaya gayret göstermelidir. İsrail, kaynakların adil dağılımı ile şekillenen daha demokratik ve çoğulcu bir Orta Doğu için katkı sunmalıdır. İsrail, kendisine karşı gerçek düşman ile ılımlı düşmanı birbirinden ayırmalıdır.[81]
Bazı araştırmacılar, Şiî-Sünnî ilişkilerininin Orta Doğu ve Müslüman coğrafyadaki etkilerinin ötesine giderek, Avrupa ülkelerinde yaşayan müslümanları nasıl etkileyeceği ve bunun doğuracağı sorunların nasıl çözüleceği üzerinde odaklanmışlardır.[82] Diğer bazı araştırmacılar ise bununla yetinmeyerek, Veli Nasr'ın Şiî uyanışı fikrinden hareketle, tarihin belli dönemlerinde Şiî nüfusun bulunduğu ülkelerde veya bölgelerde Şiî unsurları canlandırmaya veya o ülkelerdeki gelişmeleri ve İran ile ilişkileri Şiî-Sünnî ikilemi üzerinden okumaya yöneldiler.[83] Nasr'ın kitabıyla ilgili bir değerlendirme yazan İranlı araştırmacı Seriul Kalem de, Şiî uyanışı İran için önemli bir fırsat olarak değerlendirmiştir.[84]
           
            B. Şiî Uyanış Tezine Eleştiriler
            Orta Doğu, İslam, Şiîlik ve Sünnilik ile ilgilenen bazı araştırmacılar, yazdıkları review veya konuyla ilgili müstakil makalelerde Nasr'ın Şiî uyanış fikrine önemli eleştirilerde bulundular. Nasr'ın Şiî uyanış kitabı ve konuyla ilgili makalelerinde ele aldığı görüşlerle ilgili eleştiriler genel hatlarıyla şu noktalarda odaklanmaktadır:
                1. Şiî uyanış veya Şiî yükseliş fikrinin tutarsızlığı
Siyasî, dinî, toplumsal ve ekonomik boyutlu karmaşık olguları ve özellikle Orta Doğu’daki her şeyi açıklayabilecek eksiksiz bir paradigma yoktur. Dolayısıyla Veli Nasr'ın Şiî uyanışı, Orta Doğu'nun bütün sorunlarını çözmede merkezî bir yere koyması ve bu bölgeden başlayarak bütün İslam dünyasının geleceğini belirleyecek eksiksiz bir paradigma olarak göstermesi pek çok araştırmacı tarafından analiz edilerek çürütülmeye çalışılmıştır. Bu konuda en ciddi eleştirlerin Şiîliğin yükselişi fikrini sorgulayan makalesinde Maximlian Terhalle tarafından yapıldığını görmekteyiz. Terhalle, iç siyaset, uluslararası siyaset, Milliyetçilik, ekonomik ilişkiler, siyaset–İslam şeriati ile yönetim ve Mutlak Merce-i Taklid olmak üzere beş sebepten hareketle Veli Nasr'ın Şiî uyanış fikrini çürütmeye çalışır. Veli Nasr'ın aksine, Terhalle modern millî devletlerde müçtehidler arasında kendine özgü rekabetler yaşanacağını ve  "Şiîlerin ağırlıklı olduğu ülklerde tedricî olarak milliyetçi Şiî formlar yaratacağını”[85] savunur. Dolayısıyla Orta Doğu’da bir baştan diğer başa yayılan “geniş bir Şiî uyanışın, aşağıdaki sebeplerden dolayı şüphecilikle karşılanması gerekir: Birincis Şiî halklar, bölgesel sosyal, siyasî ve ekonomik şartlarla şekillenmektedir. Dış etki, saygın bir devletin millî çıkarlarıyla başarılı bir şekilde rekabet etmeyi başaramamaktadır. İkincisi, Uluslararası ilişkiler ve millî çıkarların korunması/takibi, ortak inanç sitemi üzerine kurulu beynelmilel bir hareketin yaygınlaşmasını şiddetli bir şekilde frenlemektedir. Üçüncüsü  Milliyetçilik, bu yolla sömürü heveslerinin önünü kestiği için Şiî sadakat üzerinde ortak inançlardan  daha etkili bir tutamağa sahiptir. İranın komşu ülkelerle sınırlı ticareti, İranın etkisinin güçlendirilmesine  hiçbir katkısı olmayacaktır. Açıkçası Şiîliğin kaçırdığı şey, kendi etkili yayılmacılığını kolaylaştırmak için gerekli altyapıdır. Dördüncüsü, hem Humeyni hem de Saddam yönetimi altında yaşamış Iraklı mollaların tarihî tecrübeleri, velayet-i fakihe karşı çıkışlarını şekillendirdi. Beşincisi, eşit şartlarda gerçekleşmeyen seçim süreci sebebiyle Şiî yoğunluklu nüfusa sahip millî devletler ile merce-i taklidler arasındaki rekabetlerle sonuçlanacaktır.”[86] Terhalle'ye göre özellikle bu unsurlardan son ikisi İran hakimiyetini destekleyen bir Şiî yükselişin önündeki en önemli engellerdir.[87] Çünkü birincisi İran'da uygulanan şeriat ve yargı sistemi Iraklı çoğunluk tarafından kabul edilmez. İkincisi, karmaşık bir yapıya sahip olan Merceiyyet, kendi içinde önemli farklılıklar içermektedir.[88] Terhalle'nin tespitlerine göre, 2003 yılından sonra İran'dan sürgünden dönen sıradan ve eğitimli Şiîlerin çoğunluğu ve  Iraktaki Şiîlerin yoğunlukta olduğu partiler, İran’dakine benzer bir teokratik devlet kurma fikrine karşıdırlar. Çünkü pek çok muhafazakar Şiî, Humeyni'nin velayet-i fakih fikrine önemli eleştirilerde bulundu.[89] Ayrıca bugün bile İran'daki 14 Ayetullah el-Uzma'nın 13’ü Humeyni'nin velayet-i fakih fikrine karşıdır.[90] Bu mollalar, bir taraftan Bağdat’a karşı politik sessizliği benimserken diğer yandan Humeyni'yi dinî politikleştirmekle ve dinin aşkın özelliğini yok etmekle eleştirdiler.[91]
Saddam’ın zulmünden kaçıp İran'a giden ve teokratik yönetimi birinci elden yaşayan mollalar, velayet-i fakihin teokratik diktatörlüğe evrilmesini bizzat tecrübe ettiler. Bu durum onların farklı tavır almasına sebep oldu ve pek çoğu "Humeyni tarafından iyice kutsallaştırılan demokratik yönetim korkusuna karşı, Irak'ın önde gelen mollalarının çoğunluğu, seçim, halkın temsili ve hukuk yönetimi gibi fikirleri teşvik etti."[92] Terhalle'nin, Şiî hilal ile ilgili endişelerinin Şiî uyanışla ilgili endişelerinden farklı olduğunu görüyoruz. O, Şiî hilal algısının belli bir politikaya hizmet ettiğini, bunun arkasında yatan asıl etkenin bölgeye jeopolitik açıdan yeni bir şekil vermek olduğunu ileri sürer. Bu durumda mezhepçi söylem, ona göre, Sünniliğin hamisi rolünü üstlenmek isteyen Sünnî yönetimler ve özellikle Suudi Arabistan'ın Amerika'dan bazı taleplerini ve kendi siyasî uygulamalarını meşrulaştırmada bir araç görevi görecektir.[93]
            Veli Nasr'ın Şiî uyanış ile ilgili fikirlerini tutarsız bulup eleştirenlerden birirsi de Mahmoud Sariolghalam'dır. Sariolghalam, Veli Nasr'ın Şiîler ve Sünnilerin iktidar üzerinde rekabet edeceği öngörüsüne katılmakla beraber, "bunun bütün Orta Doğu ve bütün bölge siyasetini belirleyeceği" iddiasını inanılması zor uzak bir ihtimal olarak görür ve ona yönelik ciddi eleştirlerde bulunur: Veli Nasr'ın Şiî Uyanış kitabı, bölgenin karakterinin Şiî uyanış ve ona Sünnî tepkinin eşliğinde belirleneceğini iddia eder. Bununla birlikte böyle bir  iddia Orta Doğu’daki pek çok ülkede varolan etkili politik, ekonomik sorunları gözardı eder. Şiî-Sünn bölünmesi, Nasr'ın da iddia ettiği gibi, yeni bir fenomen değildir. Dahası bu farklılıklar, Amerika'nın Irak'ta sarmala dolaşmasının Şiî-Sünnî ayrılığını daha da büyütmesiyle birlikte küresel bir duyarlılık kazandı.  Bir çok Arap ülkesi için Şiîlik bir iç güvenlik sorunudur. Dolayısıyla konu İran'ın ideolojisi ve devrim etkisiyle ilişkilidir. İranın Şiîlere cömertliği, İranın sorgulanamaz etkisine transfer edilemez. Anlaşıldığına göre, diplomasideki bölgeselcilik, İran'ı Şiî topluluklarla yoğun müdahelesinin meyvelerini toplamaktan uzaklaştırdı. Hizbullah bunun istisnasıdır. Fakat Irak ve Arap dünyasındaki diğer Şiîler, İranı dinî ve kimlik sorunları üzerinde ilham ve otorite olmasından çok siyasî ve lojistik imkanların kaynağı olarak gördüler. Merhum Ayetullah Muhammed Bakır el-Hakim, Saddam döneminde Arap ülkelerine ziyaretinde Arap Körfezi ifadesiyle İranlı yetkilileri kızdırmıştı. Irak Şiîleri, nihayetinde, Araptırlar ve onlar kültürel olarak İran'dan çok Arap dünyasına yakındırlar. Dil, sınır ve ortak tarih Arap dünyasının Şiîlerini ve Sünnilerini bir arada tutmaktadır. Din, onları birbirine entegre eden  diğer şeyler arasında bir güçtür.[94] Sariolghalam, Veli Nasır'ı Irak örneğinin diğer Şiî toplulukalarda “gösteri etkisi” yapacağı iddiasında da tutarsız bulur.  Ona göre her Şiî toplumun kendine has özellikleri ve sosyal bağlamı bulunmaktadır. Örneğin, Lübnandaki Şiîler, kendi uyanışını İran devriminden önce başlattı. Suudi Şiîleri, merkezi devletin güçlü iradesine  güçlükle boyun eğdirilecektir. Onlar, toplumsal ve ekonomik alandaki artan iyileşmelere sahip olmayı umabilir. [95]
                2. Veli Nasr'ın Amerika Çıkarlarını Hizmet Etmesi
            Amerikan Donanma Akademisi’nde profesör olan Veli Nasr'ın Amerika'da askeri-stratejik kurumlarda görev alması ve onlarla yakın ilişkisi, Amerika başkanlarına, savunma bakanlarına, önde gelen siyasetçilere, Kongre üyelerine, uluslararası siyasî liderlere ve ticaret adamlarına danışmanlık yapması[96] ve onların övgülerini alması sebebiyle, Amerika'nın Orta Doğu ve İslam politikalarında onlara akıl veren güvenilmez bir şahşiyet olarak  eleştirilmiştir. Veli Nasr, bir taraftan İran örneğini Şiîlik için olumsuz bir örnek olaraka tanımlarken diğer yandan Amerika'nın Orta Doğu'daki denge politikasına yeni bir boyut kazandırmış ve Neoconları İran’ı bombalama fikrinden vazgeçirmeye yönelik İran'ın lehinde argümanlar üretmiştir. Amerika'nın çıkarlarını korumak için İran'a saldırıyı engellemeye çalışmış ve başarılı da olmuş görünmektedir. Şöyleki İran'ın nükleer tutkuları Sünnî aşırılıktan gelecek tehlikelerden daha azdır. İran'ın nükleer silahı, Amerika'nın denge politikasında Sünniliğe karşı bir denge unsurudur. Irak hükümeti İran'ın kuklası olmayacaktır. Amerika'nın İran'a askeri saldırısı öncelikle bölgeyi daha fazla istikrarsızlaştıracaktır.[97] Veli Nasr’ın İran'la bir savaşa karşı çıkarken asıl amacı İran'ı korumak değil Amerika ve Batı'nın Orta Doğu'daki siyasî ve ekonomik çıkarlarını korumak olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü o, bu konuyu tartışırken kullandığı dil İran asıllı olarak ortaya konullan bir dil değil Amerika siyasetçilerinin kullandığı bir dildir. "İranla İşbirliğine İhtiyacımız Var" başlığını taşıyan bir söyleşisinde geçen şu ifadeleri, onun bir Amerikalı siyaset adamı gibi konuştuğunu açıkça ortaya koymaktadır: “Savaş bir, seçenek değil, İranla birlikte çalışmamız gerekir. İranın batı için stratejik sonuçları nükleer sorundan çok daha kapsamlıdır.  Sadece İran devletine, onun teokrasisine, ve otoriteryanlığına bakmamamız gerekir.  Farsça şu anda İnternet'in üçüncü dili- 85 000 İranlı blog var, her İranlı din adamının (clerics), her Ayetullahın ve Ahmedinejadın kendi blogları var. İster sevin ister sevmeyin, onlar yeni bir güç. Amerika'nın S. Arabistan ve Ürdün gibi geleneksel müttefikleri zayıfladı. Biz İran’a muhtacız. Orta Doğu’nu geleceği ve tam istikrarı ile ilgili olarak. İranla ya işbirliği yapılır veya bölgedeki askerî birlikler için uzun süre para harcamaya hazır olsanız iyi olur.”[98] Nasrın asıl hedefi, Humeyni tarafından travmaya uğramış bir batıyı, Orta Doğuda barışı sağlamak için İran ve Şiîliğin kendilerinin gerçek eşleri olduğuna ikna etmektir.[99]
                3. Şia'nın Lehinde Sünniliğin aleyhinde Tavır Takınması
            Veli Nasr, gerek kitaptaki değerlendirmelerinde gerekse konuyla ilgili yazdığı makale ve konuşmalarında, Şia’ya karşı meylini gizleme konusunda çok az çaba harcadığı görülmekte olup analizlerinde Şia yanlısı tavır almaktan kendini uzak tutamamıştır.[100] Ahmed Abdullah, Veli Nasr'ın kitabında Şia'yı şirin gösterme ve Sünniliği itibarsızlaştırma tavrına ciddi ve haklı eleştiler yöneltmiştir. Onun eleştirilerini şu şekilde özetleyebiliriz: Kitap revizyonist bir perspektifle ve bütünüyle önyargılı yazılmış bir kitaptır. Konuyla ilgili yeni bir çözüm üretemdiği için kötü uzmanlığın iyi bir örneğidir. Güncel siyasetle ilgili olduğu için onun Şiî-Sünnî ilişkiler konusundaki iddiaları bütün tarihî geçmiş için doğrulanamaz. İddialar yazıldığı dönemin şartları doğrultusunda anlaşılmalıdır. Bölgeyle ilgili yapılan çalışmalar arasında anakronizme en fazla düşen bir eserdir. Çünkü Şiî-Sünnî çatışmasını Peygamber dönemine götürmektedir. Bununla da kalmaz Şiîlerin şiddet eylemlerini Sünnilere fatura etmeye çalışır.[101]
            Nasr, Humeyni'yi Şia inancını Funfdamentalizm ile tanıştıran kişi olarak verir; Orta doğudaki gelişmeleri Şiî bakış açısıyla sunarken akademik tarafsızlığına inancı yok etmiştir. Çünkü yaşanan acıları Sünnî katliamının bir işareti olarak ortaya koymaya çalışmıştır. Nasr ve onun gibi düşünenler, bu konuda Hindistan'dan Irak'a önemli detay sunmaktadırlar. Ama öbür tarafta Şia'nın Sünnilere karşı şiddetini görmezden gelmektedirler. Şiîlerin Güney Irak’ta Sünnilere uyguladığı şiddetten bahsetmeye zorlandığında Nasr’ın bu görüşleri tutarlılığını kaybetmektedir. Bu tür yazıları okuyanlar, bu tür şiddetin Sünnilerden kaynaklanan daha büyük bir adaletsizliğe bir tepki olduğu hissine kapılmaktadırlar. Aslında onların amacı, insanları Şiî-Sünnî düşmanlığının mantıkî olarak bizzat Şia'nın kendi akidesinden kaynaklanmadığına inandırmaktadır. Veli Nasr'a göre, Orta Doğudaki asıl problem Sünnî hakimiyeti olarak anlaşılmalıdır. Sünniler, kalın kafalı, aşırı, fundamentalist, şiddete eğilimli kimselerdir. Sünniler sorunların çözümünde sürekli değişik yollar deneyen ve şiddeten başka bir  çözüm yolu bilmeyen kimselerdir. Şia toplumu, demokrasiye daha yatkındır ve Şia'nın yükselişi iyi bir gelişmedir. Aynı zamanda bu medenî batı toplumu için de iyidir. Nasr'ın iddiasına göre, İran rejimi ve Hizbullah başta olmak üzere Şiî örgütlerce gerçekleştirilen batı aleyhtarı şiddet eylemleri, hakiki Ali Şiası inancından kaynaklanmaz. Ali Şiası, her halukarda iyi bir şeydir. Bu inancı bozan ve ona şiddeti aşılayan Humeyni olmuştur.
            Nasr, Ortadoğudaki şiddet ve kötülüğü de Sünniliğe fatura etmeye kalkışmaktadır. Bu sebeple o, Humeyni'nin şiddet anlayışını Sünnilikten devşirdiği ve Şiîliği Sünnileştirmeye çalıştığını savunur. Onun iddialarının aksine Şiîlerin kan dökmeye isteksizlikleri, onların nüfuslarını azlıklarıdır. İktidarı elde ettiklerinde, büyük zorbalıklara onlar aynı şekilde başvuracaklardır. Aslında farklı topluluklara hoşgörülü davranmak İslam'ın ve müslümanların şiarıdır. Bu bizim uzun zamandır sahip olduğumuz bir şeydir. Batı dünyası bu konuda çok özel değildir. Bütün bunlar Veli Nasr'ın Şiîliği göklere çıkarma ve Sünniliği itibarsızlaştırma tutumunun bir tezahürüdür.[102]
Nasr’ın eleştirildiği önemli noktalardan biri de mitolojik bir Şiîlik kurgusu olmuştur. Nasr, kitabında menkıbelere ve rivayetlere dayalı bir Şiîlik kurgulamıştır. Mehrdad Mozzayyan, onun bu tavrını eleştirenlerin başında gelmektedir. Mozzayyan’a göre, Nasr’ın kitabında Şia’nın gerçekle bağdaşmayan duygusal hafızaya ait ve popüler mitoloji üzerine kurulu, gerçekliği olmayan menkıbe ve rivayetler üzerine dayalı bir Şiîlik kurgusu vardır. Bunlar kitabında gerçekmiş gibi sunulur. Halbuki kendisinin de itiraf ediyor göründüğü gibi[103], akademik ve ilmî çalışma böyle bir yaklaşımı benimseyemez.[104]
Nasr'ın Orta Doğu'daki tarihî gelişmelere ve karmaşık olaylara taraflı, ideolojik ve indirgemeci bir Şiî bakış açısıyla yaklaştığı konusunda ciddî eleştirilerde bulunanlardan birisi de Hamad R. Hamad'dır. Hamad'a göre Nasr kitabında Şiî-Sünnî ilişkileri sorununu analiz ederken, Sünnî bakış açısının lehine olan konuları daima görmezden gelip olayları, Şiî perspektiften hareketle inceler.  Nasr’ın Şiî–Sünnî ilişkilerinin “yarışan teolojilerin veya kutsal tarihin kavramlarının büyük savaşı”[105] olarak tanımlaması için kullandığı ve Şiî-Sünnî bölünmenin tarihiyle ilgili okuyucuya sunduğu veriler, genelde Şiî-İmamî perspektiften hareketle elde edilen bilgilerdir. Veli Nasr, Şia’yı geleneksel olarak islam tarihinde düşük düzeyde temsil edilen azınlık görüşü olarak sunar ve Şiî-Sünnî ilişkileri uzun zamandan beri devam eden Fars–Arap çatışmasının  bu anlaşmazlıktaki payı ve etkisi üzerinde durmaz. Fars-Arap çatışmasının da, Sünnî-Şiî çatışmasıyla eş anlamlı olduğunu iddia eder. Nasr, Lübnan ile Suriye arasındaki anlaşmazlıklardan ve Hizbullah’ın oluşturulmasından tutun İran-Irak savaşına varıncaya kadar her çatışmayı ve Irak’ta devam eden savaşı, Şiî-Sünnî çatışmalarıyla ilişkilendirir. Hatta İran-Irak savaşını dahi Şiî-Sünnî savaşı olarak görür. Nasr, bölgedeki etnik ve milli farklılıkları ciddiye almazken Orta Doğu’daki ve Güney Asya’daki mezhebi gerginliklere, açıkça aşırı vurgu yapar. Çatışmaları Şiî-Sünnî farklılıklarına bağlama şeklindeki aşikar eğilimi, onun Amerika’ya danışmanlık yapmasına atfedilebilir. Onun batılı perspektifi ve idarî bağlantıları da önerilerinden ve zaman zaman tehdide varan uyarılarından açıkça ortaya çıkmaktadır. Batı ve kısmen Amerika,  Orta Doğu’da ve Güney Asya’daki Şii topluluklara bağlı kendi çıkarlarını gerçekleştirmeye ihtiyaç duyar.[106] Hamad’ın yönelttiği en ciddi eleştirlerden birisi de, Veli Nasr’ın Şia içindeki bütün grupları İmamiyye Şiası’nın İslam anlayışı çerçevesinde kabul etmesine yöneliktir. Şia içerisindeki daha küçük grupları Şiîliğin Onikiimamiyye fırkası içerisine koyarak yanlış bir yorum yapar. Küçük grupları görmezden gelir.”[107]
                4. Şia'nın Sünnilere Göre Daha Seküler, Daha Demokrat ve Daha Çoğulcu Olduğu İddiası
Veli Nasr, Sistani’yi akıllı, gelişmeleri iyi okuyan, tarihi doğru bir şekilde değerlendiren ve büyük resmi gören bir kişi olarak tasvir ederek onun seküler yaklaşımını modern dünyada Şia'nın çıkarlarına hizmet eden düzenli bir örnek olarak takdim eder.[108] Sariolghalam Nasr'ı Şiî anlayışlar arasında Ayetullah Sistani ve onun akıl hocası el-Hui’nin siyasî eğilimlerine yakın durmak, onu seküler göstermek ve onlardan yana tercih yapmakla eleştirir.[109] Veli Nasr, Şiîlerin Sünnilere göre daha seküler olduğunu ve “Şiî toplumlarındaki demokrasinin Orta Doğu’daki herhangi bir yerden daha güçlü olduğunu” ileri sürmekle de batı nazarında Şiîliği seküler, demokratik ve sevimli göstermeyi hedeflemektedir. Hatta Nasr, Şiîliği Katolikliğe benzeterek, Şiîlikten sekülerliği üretmeye çalışır. Nasr’a göre, İran; Türkiye, Endonesya ve Bangledeş'ten daha çoğulcu bir ülkedir, Şiî dinî siteler ve İnternet kullanımı İran toplumunu daha fazla çoğulcu toplum haline getirmiştir.  Ayetullah Sistani demokratik ve siyasî fikirleriyle Şiî dünyada oldukça etkilidir. Çünkü demokratik sekülerizm siyasî eşitliği takviye etmektedir.[110]
Nasr’ın Katolikliğe benzettiği Şiîlikten sekülerlik üretmesini tutarsız bulan ve bunu çürtmeye çalışanlardan birisi de Mehrdad Mozzayyan’dir. Ona göre, Nasr’ın “Şiiliği Katolikliğe benzetmesi, Orta Doğu’da demokrasnin Şiîlikten doğacağı tezini ve iddiasını doğrulamaz. Çünkü batıda ekonomik büyüme, refah ve demokrasi Katolik kilisesinden değil, Max Weberin de ortaya koyduğu gibi, Protestan reformasyonuyla gerçekleştirilmiştir.  Ruhaniler’in hukukî ve ebedî otoritesi ve de azizler kültünün manevî ağırlığı da değişmiştir. Türkiye seküler bir yola girerken ve bazı körfez ülkeleri Kur'an'ın özgün yorumuna baglanarak etkili dinî sınıfın ortaya çıkmasını engellemeyi savunurken, Şiîler tersi bir yöne gitti.  Nasr’ın kitabı, bir tarihi roman gibidir ve faydalı bilgiler verir ancak, detaylara inildikçe, onun anahtar argumanlarının pek çoğu sorunlu işler ve turtalı kaynaklardan ve argumanlardan mahrumdur. Onun partizan yaklaşımı İslam dünyasındaki mezhebî çatışmanın kompleksliğini takdir ettiği için  değerlidir.”[111] Ahmed Abdullah ise, Veli Nasr’ın Şiîlikten sekülerlik üretme projesini Şiilikteki ruhaniliğe ters bir durum olarak görür. Şöyleki Şiîlikteki sekülerlik eğilimi, hiçbir şekilde modern seküler değerlere ve demokrasiye inancı ortaya koymaz. Sünnilerin Allavi'yi seçmeleri de aynı sebepledir; hatta Iraklı Hristiyanların topluca Saddam'ı yüceltmeleri de aynı sebepledir. Yani bunlar onların sekülerlik eğiliminin bir sonucu değildir. Hatta Şiîlikte ilahî bir diktatörlük anlayışı vardır. Aslında Şia, ruhanilik kurumuyla  diktatörlük fikrine Sünnilikten daha fazla eklemlenmiştir.[112]
 
            SONUÇ
Batıda, İslam dini, müslüman toplumlar ve İslam anlayışları hakkında yeni bir algı oluşturmak için ortodoksi-heterodoksi, azınlık-çoğunluk, Şiî-Sünnî veya Alevî-Sünnî dikotomileri üzerinden çok sayıda araştırmalar yapılmıştır. Son zamanlarda İslam olgusunun bugünkü durumu ve yansımaları geçmiştekinden daha büyük ilgi çekmektedir. Sömürge döneminden başlayarak İslam yorumları, bir din farklılığı gibi sunulmak istenmiştir. Siyasî ve stratejik amaçla yapılan bu oryantalistik incelemeler, müslümanlar arasında mevcut mezhep kimliklerinin yeniden inşası ve mezhepçiliğin siyasi ideolojiye dönüşmesinde önemli rol oynamıştır. Ayrıca işgalci devletler, gittikleri yerlerde kendi yönetimlerini destekleyecek ve uygulamalarını meşrulaştıracak yeni güç odakları oluşturmak için müslümanlar arasındaki fikrî ve siyâsi farklılıkları, yani mezhepleri ve mezhepçiliği kullanmışlardır. Örneğin İngiliz sömürgeciliği başlangıçta Necd bölgesinde Vahhabileri; Hint alt kıtasında Kadiyaniliği ve İsmailî Agahanları;  Rus sömürgeciliği Kafkaslarda Şiiliği ve İran'da Bahailiği; Fransız sömürgeciliği Lübnan ve Suriye'de Dürziliği ve Nusayriliği desteklemişlerdir. Hatta bu mezheplerin bir kısmına ait devlet kurdurmayı başarmışlardır.
20. yüzyılın ikinci yarısı genelde İslam dünyası, özelde Arap dünyası istilalara, mezhepçiliğe, laikliğe, sosyalizme ve milliyetçiliğe karşı müslümanları ortak değerlerde birleştirmeyi hedefleyen İslamî kimliğin güçlendirilmesi şeklinde bir İslamî uyanışa sahne oldu. Örneğin Irak'ta 1950’li yıllardan itibaren Şiî ve Sünnî alimler İslamî değerleri korumak, müslüman toplumları bilinçlendirmek için birlikte hareket edebiliyorlardı; dinî, siyasî ve toplumsal örgütler kurabiliyorlar ve azami müştereklerde birleşebiliyorlardı. Bu dönemde İslam ve müslümanlık Şiî ve Sünnileri tanımlayan ortak bir kavram olmaya devam etti. Günümüzde ise, Şiî İslam, Şiî müslüman veya Sünnî İslam veya Sünnî müslüman şeklinde kullanımlar arttı ve mezhebî kimlikler İslam'ı ve müslümanları tanımlayan asıl kavramlar haline geldi.
            Şiî Ayetullah Humeyni öncülüğünde gerşekleştirilen "İran İslam Devrimi", Şiî müslümanlar arasında kendilerine özgüvenlerini artırdı ve yeni siyasî örgütlenmelere gittiler.  Amerika'nın Irak'ı işgalinde Amerika'ya destek vermeleri ve Irak'ta yönetimde önemli mevkiler elde etmeleri, Arap Şiîleri için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu gelişmeler bölgedeki diğer Şiî nüfusu ümitlendirdi ve bulundukları ülkelerde onları hak arayışına sevketti. Maliki hükümeti, Irak'ta Şiî kimliği öne çıkarırken Sünnî kimliği baskı altına almak istedi. Bu durum bölgede Şiî veya Selefî-Sünnî kesimlerin örgütlenmeleriyle mezhebî çatışmaların yaşandığı bir süreci başlattı. Uluslar arası güçler, kendi çıkarlarını korumak ve bölgedeki güç dengelerini yeniden kurmak için İslam dünyasındaki mezhep çatışmalarını derinleştirmek ve kalıcılaştırmak istedi. Başta Irak olmak üzere bütün Orta Doğu'da yaşanan siyasî gelişmeler ve iç çatışmalar, Şiî kimliğin Sünnilik aleyhtarlığı üzerinden yeniden inşa edilmesiyle sonuçlandı. Veli Nasr, bu uyanışı Amerika'nın ve Batı'nın bölgedeki siyasî ve ekonomik çıkarlarına uygun düşecek şekilde "Şiî uyanış" olarak isimlendirdi. Bu sebeple Şiî uyanış, İslam dünyasını yeniden şekillendirmek üzere kullanılan ulusal ve uluslar arası boyutları olan politik bir tezdir. Ayrıca  Orta Doğu'da yaşanan gelişim ve değişimleri okumak için ileri sürülen yeni bir paradigmadır. 
            Veli Nasr'ın tavsiyeleri doğrultusunda Irak'ta Şiî çoğunluğu iktidara getirmekle ve Şiî yönetimin mezhepçi bir politika izlemesiyle Sünniler mağdur olmuştur. Mezhepçilik toplumu o kadar parçalamıştır ki, mahalleler ayrışmış, aileler dağılmış, komşular birbiri hakkında endişelenmeye başlamıştır. Şiî-Sünnî çatışması tezi, Orta Doğu’da insanî ilişkileri, toplumsal ilişkileri, dinî ve siyasî dinamikleri kökten değiştirmiştir. Diğer taraftan işgalden itibaren yapılan katliamlar ve batının Şiî hükümete desteği, Irak'ta ve Arap dünyasında Sünnîleri bugün geçmiştekinden daha aşırı Amerikan aleyhtarı, batı aleyhtarı ve Şiîlik aleyhtarı yapmıştır. Bununla birlikte Şiîler, sanıldığı gibi daha fazla İran yanlısı olmamışlardır. İran'dan bağımsız bir Arap Şiiliği gelişmeye başlamıştır. Şiî uyanış tezi, Arap Şiî uyanışı olarak alındığında daha tutarlı olacaktır. Şiî Araplar, İran'a bağlı olmaktan çok Milliyetçi duyguları dolayısıyla kendi vatanlarına bağlıdırlar. Şiilik Arap devletlerinin iç politikalarında daha etkili bir güç haline gelecektir.[113]
            Veli Nasr, bir taraftan tek merkezden idare edilen Pan-Şiizm şeklindeki bir uyanışı reddederken diğer taraftan kapsamlı bir Şiî uyanışın İslam dünyasının geleceğini şekillendireceğinden söz eder. Orta Doğu'da ve İslam dünyasında yaşanan olaylar tek bir sebeb bağlı olmayan oldukça karmaşık olaylardır. Arap dünyasında asabiyet ve milliyetçilik duyguları mezhebî duygularda daha hassas durumdadır. Arap Şiîleri ile Fars Şiîleri arasında da önemli darklılıklar söz konusudur. Ayrıca Veli Nasr Şiîlik içerisinde çok eskilere dayanan Ahbarî-Usulî şeklindeki köklü farklılığı ve kutuplaşmayı görmezden gelmektedir. Şiîler arasında bir çok merci-i taklidin olması, bir Şiî'nin kendi merci-i taklidini seçerken millî kaygılarla hareket etmemesi, onların çoğulcu bir yapıya sahip olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Merci-i taklit makamında olan ayetullah aileleri, günümüzde büyük bir siyasî ve ekonomik güç haline gelmişlerdir. Örneğin Irak'ta Sistanî ve Sadr ailesi aynı anlayışı temsil etmezler. Irakın geleceğinde bu iki ailenin takınacağı tavır çok önemlidir. Gerek Irak'ta gerekse Lübnan ve diğer bölgelerde ayetullahların liderliği etrafında oluşmaya başlayan yeni Şiî örgütlenmeler, ileriki yıllarda Şia'nın kendi içerisinde bir iç çatışmaya da dönüşebilir. Ayrıca bu örgütlerin İran ve dinî lider Ali Hamaney ile olan ilişkileri de önemli sorunlar yaratabilir. Bu durmlarda Şiîlik içerisindeki gelişmeleri yönlendirecek olan mezhebî duygulardan ziyade milliyetçi, siyasî ve ekonomik çıkarlar olacaktır. Örneğin Hizbullah lideri Nasrallah Irakın işgalini reddetmiş ve Şiîleri Saddam ile işbirliği yapmaya çağırmıştır. Mukteda Sadr'ın Amerika ve İran ile ilişkiler hep kırılgan ve değişken olmuştur.[114] Şiîlikte müçtehitler arasında bir hiyerarşinin olmaması, mezhebi bu tür ayrışmalara ve iç çatışmalara açık hale getirecektir. Müçtehidlerin görüş ayrılıklarında asıl belirleyici olan, usulî veya ahbarî olmaktır. İran ve diğer ülkelerdeki Şiî topluluklarda bu yöntem farklılığı oldukça belirgin bir şekilde hissedilmektedir. Özellikle İran'da ahbarîler önemli bir güç elde etmiş görünmektedirler. Ahbarî olmak, zımnen aynı zamanda Humeyni'nin siyasî doktrinine karşı olmak anlamına gelmektedir.
            Veli Nasr'ın iddia ettiği gibi "kapsamlı bir Şiî uyanışın Orta Doğu'da bir baştan öbür başa" yayılacağı firkir tutarsızdır. Çünkü mezhepler, tarih boyunca içinde bulundukları ortamlara, bölgesel, siyasî, toplumsal ve ekonomik şartlara göre değişim ve dönüşüm geçirmişlerdir. Şia da, bundan nasibini almıştır ve İmamiyye Şiası, İsmailiyye ve Zeydiyye olarak gruplara ayrılmıştır. Bugün İsmailî kökenli Agahanlar ve Zeydiler, İran dinî lideri Ayetullah Hamaneyn'in otoritesini ve onun Şiî anlayışını benimsemekten uzaktır. Milliyetçilik ve benzeri aidiyetler, "kapsamlı bir Şiî uyanışın" önünde güçlü bir engel olacak ve Şiî kimliğe baskın gelebilecektir. Monshipouri'nin de tespit ettiği gibi, "Şiîlik, Şiîlerin yaşadığı özel şartlar ve bağlamlar tarafından oluşturulan kırılgan bir kimliktir."[115]
            Veli Nasrın Şiî uyanış ve Şiî hilal tartışmalarında, Şiî grupları tanımlarken bütün atıflarını dinî kimliğe yapması son derece yanlıştır. Şiî kimliğin  belirleyicisi sadece mezhebî aidiyet değil, bu kimliğin oluşumunda kültür, milliyet, dil ve coğrafya gibi yapışık kimlikler de önemlidir. Öyle anlaşılıyor ki Arap Şia'sı kimliğinde geçmişte olduğu gibi bugün de etnik ve milliyetçi eğilimler ağır basacaktır.[116] Özellikle Arap Şiî devleti veya devletlerinin kurulması bunu daha da hızlandıracaktır. İran, bunu farkettiği için Orta Doğu'daki siyasetini dini eğilimlerden ve Şiî uygulamaları desteklemekten çok siyasî eğilimler, yani Amerika ve İsrail aleyhtarlığı üzerine kurmayı yeğlemektedir.
"Şiî uyanış" tezini sürekli gündemde tutan Veli Nasr'ın Amerika askeri teşkilatı, istihbarat örgütleri, siyaset ve devlet adamlarıyla olan ilişkileri dolayısıyla, çoğu kişi tarafından onun akademik kişiliği eleştiri almış şaibeli bir araştırmacı olarak görülmüştür. Şiî Uyanış ile ilgili çalışmasında ve makalelerinde ideolojik eğilimini gizleyememiş, Orta Doğu'da ve diğer bölgelerde müslümanlar arasındaki hadiseleri mezhepçi  ve  ideolojik bir bakış açısıyla analiz etmiştir. Çünkü o, bir taraftan Şiîliği Sünniliğe karşı daha faziletli göstermek için Humeyni'nin Şiî anlayışındaki şiddeti  Sünnilikten devşirdiğini ve Şiîliğin Sünnileştirdiğini ileri sürerken, diğer taraftan Sistani'nin Şiî anlayışını demokratik, çoğulculuğa açık ve daha seküler gösterip Humeyni'nin örneğini karalamaya çalışmıştır. Nasr, Amerika-İran ilişkileri doğrultusunda İran'ı bir taraftan kötü karakterize ederken diğer taraftan Amerika'nın bölgedeki güç dengesi politikasının bir parçası olarak Şiî kimlikli İran'ı Sünnî dünya karşısında korumak ve kollamaktan da geri durmamıştır. Veli Nasr'ın Şiî uyanış tezi, Orta Doğu'daki siyasî gelişmeleri ve iç çatışmaları, Şiî-Sünnî çatışması üzerinden okumaya sebep olmuş ve batılının zihninde yeni bir Şiî algısı oluşturmuştur. Buna göre tarih boyunca Şia hep ezilmiş ve Sünniler tarafından baskıya uğramıştır. Bu algıya göre Şiîlerin Irak'ta ve diğer ülkelerdeki hak arayışları ve bunun için şiddete başvurmaları onların haklarıdır.        
Veli Nasr, Şiî-Sünnî çatışmasına ideolojik yaklaşarak, tarihsel anacronisme düşmüştür. Çünkü Şiî-Sünnî çatışmasını hem eski hem de yeni bir olgu olarak tanımlamayarak Şiî-Sünnî kutuplaşmayı Hz. Peygamber'den hemen sonra başlatması tarihsel gerçeklere aykırıdır. Hz. Peygamber döneminden itibaren yaşanan kutuplaşmalar mezhebî kutuplaşma değil ya Emeviler ile Haşimiler veya Emeviler ile Abbasiler ya da Abbasiler ile Talibiler arasındaki siyasî kutuplaşmadır. Fatimilerin kurulması ile birlikte 3./9. asrın ikinci yarısından itibaren başlatılan Şiî-Sünnî kutuplaşması dahi, aslında Abbasî-Talibî kutuplaşmasıdır. Çünkü  Fatımiler Hz. Fatıma'nın ismini kullanarak ve sahte nesep iddiasıyla iktidara gelmişlerdir Nasr'ın tarihsel olaylara bu şekilde yaklaşması, onun inşacı bir tarih anlayışını benimsemesinden kaynaklanmaktadır. Bu anlayışı sebebiyle, tarihi Şia lehinde yeniden oluşturmaya ( revizyonist) çalışır.
            Veli Nasr, Orta Doğu'daki siyasî, ekonomik, toplumsal ve dinî-politik hadiseleri, Şiî-Sünnî çatışması paradigması doğrultusunda ele almış ve bütün olayları mezhebî çatışmaya indirgemiştir. Analizlerinde Şiî kimliğini gizleyememiş ve tavrını Şia'dan yana koymuştur. Bununla kalmayarak Amerika'nın bölgedeki çıkarlarını korumaya çalışmıştır. Diğer taraftan Amerika ve batılı ülkelere Şiî-Sünnî çatışmasında Şia'dan yana olmak gerektiği konusunda akıl vermekle, Orta Doğu siyasetinde mezhebî kimliklerin daha fazla önem kazanmasına ve mezhep çatışmalarının yayılmasına sebep olmuştur. Şiî-Sünnî çatışmasına,  azınlık-çoğunluk mantığıyla yaklaşması, müslümanların kendi ülkelerine mezhebî kimliklerine göre azınlık muamelesi görmesine ve bireysel hakların buna göre dağıtılmasını doğurmuştur. Azınlık-çoğunluk bölünmesi, Tippet'in de belirttiği gibi[117], dinî kimlik çizgilerine denk düştüğü için daha büyük sorunlara ve dramatik hadiselere sebep olmuştur. Böylece mezhepçilik ve mezhep çatışması müslüman dünyası için baş belası olmaya başlamıştır. Çünkü müslüman halklar, yeniden mezhebî değerlere dönerek toplumsal hayatta bu değerleri İslamî değerlerden daha fazla görünür kılmaya çalışmaktadırlar. 
 
KAYNAKÇA
Afshari, Kayvon, “The Shia Revival – Book Review (long Form)”,  http://www.kayvonafshari.com/2011/05/14/the-shia-revival-book-review-long-form/#sthash.pQcTX75C.dpuf  (20.01.2014)
Ajami, Fuad, The Foreigner’s Gift, The Americans, the Arabs and Iraqıs in Iraq, Free Press 2006.
Alabdullah, Ahmed, “Review: Vali Nasr - The Shia Revival”, http://www.abbashawazin.com /2011_03_01_ archive.html
Aydoğan, Bekir, “İran Dosyası (1)- İran Jeopolotiği ve Şii Hilali”, Zaman Gazetesi, 30.08.2011.
Bannerman, Patrick, Islamic Perspective A Guide to Islamic Society, Politics and Law, Roudlage London 1988.
Chaulia, Sreeram, “ Sünni Elmasındaki Kurtçuk Şii Uyanış”, Çev.:  Nevzat Baydoğan, http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=5646(20.09.2013)
Chaulia, Sreeram, “Worm in the Sunni Apple The Shia Revival by Vali Nasr” (Review),  http://www.atimes.com/atimes/Middle_East/HJ28Ak01.html (29.09.2013)
Cline, Lawrence E., “The Prospects of the Shia Insurgency Movement in Irak”, The Journal of Conflict Studies, 20/2 (2000) (http://journals.hil.unb.ca/index.php/jcs/article/ view/4311/4924(25.01.2014)
Cole, Juan; Katzman, Kenneth; Sadjadpour, Karim;Takeyh, Ray, "A Shia Crescent: What Fallout For The United States?”, Middle East Policy; 12/4 (2005), ss. 1-27.
Dekmejian, Hrair R., “Islamic Revival: Catalysts, Categories, and Consequences”, The Politics of Islamic Revivalism Diversity and Unity, (ed.) Shireen T. Hunter, Indiana University Press, Washington D.C. 1988,  (ss. 3-19)
Delvoie, Louis A. Delvoie, “The Shia Revival (Review)”, International Journal: Canada's Journal of Global Policy Analysis,  62/3 (2007), ss. 726-727.
Ebû’l-Berekât es-Süveydî, “Sünnî-Şiî İttifakına Doğru”, Çev. Mustafa Çağrıcı, (Bekir Topaloğlu, Kelâm İlmi GİRİŞ, Damla yayınları, İstanbul 1981) adlı kitap içerisinde, ss. 316-349.
Eliany, Marc, " The Shia Revival: How Conflict within Islam will impact Israel", http://artengine.ca/eliany/html/israelisociety/conflictwithinislamandisrael.html (26.06.2014)
Gray, Kevin W., "Media and the Rise of Shia Islam in Iran", http://inter-disciplinary.net/ati/diversity/pluralism/pl3/Gray%20paper.pdf (26.06.2014)
Hasan, Mushirul, "Sectarianism in Indian Islam: The Shia-Sunni divide in the United Provinces",  Indian Economic Social History Review,  27(1990), pp. 209-228.
http://www.emporia.edu/bonner/lectures/vali-nasr.html (10.01.2014)
International Crisis Group, The Next Iraqi War? Sectarianism and Civil Conflict, Brussel February 2006. http://www.crisisgroup.org
Joost, Hiltermann, “ A New Sectarian Threat in The Middle East”,  International Review of the Red Cross, 89/868(2007), ss. 795-808. (http://www.icrc.org/eng/assets/files/other/irrc-868_hiltermann.pdf) (25.01.2014)
Karadavi, Yusuf, “es-Sahve el-İslamiyye …”,  (es-Sahvetu’l-İslamiyye ve Hümûmü’l-Vatani’l-Arabî adlı kitap içerisinde, Amman Arap Fikir Kulübü’nün Âl-i Beyt İslam Medeniyeti Araştırmaları ile birlikte 14-16.03. 1987 tarihinde düzenlediği ilmi toplantı, Tahrir ve takdim: Saduddin İbrahim, Amman 1988. ss. ????
Kedourie,  Elie "Anti-Shiism in Iraq under the Monarchy",  Middle Eastern Studies, 24/2 (1988), pp. 249-253.
al-Khalidi, Ashraf- Tanner, Victor, Sectarian Violence: Radical Groups Drive Internal Displacement in Irak, Brookings Institution, Washington DC. 2006. (http://brookings.edu/fp/projects/idp/20061018_DisplacementinIraq_Khalidi-Tanner.pdf)
Kutlu, Sönmez, Çağdaş İslamî Akımlar ve Sorunları, Fecir Yayınları, Ankara 2008.
Kutup, Muhammed, es-Sahvetu’l-İslâmiyye, Mektebetü’s-Sünne, Kahire 1990.
Magister, Sandro, “From Lebanon to Central Asia, the Rise of The Shi’a Muslims”, http://jloughnan.tripod.com/shiarise.htm (24.01.2014)
Mallat, Chibli, “Iraq”, The Politics of Islamic Revivalism Diversity and Unity, (ed.) Shireen T. Hunter, Indiana University Press, Washington D.C. 1988.  (ss. 71-87).
Monshipouri, Mahmoud, Muslims in Global Politics Identities, Interests, and Human Rights, University of Pennsylvania Press, Philadelphia, 2009,  s. 108)
Mert, Nuray, “‘Şii Hilali’- Sünni Dolunayı”, BirGün Gazetesi, 16 Nisan 2013. http://www.birgun.net/mobile. php?category_code=1357909199&day=16&month=04&year=2013&action=writer
Mozzayyan, Mehrdad, “ The Shia Revival Review”,  Middle East Journal, 61/4 (2007), (ss.742-743) http://law-journals-books.vlex.com/vid/modern-history-politics-shia-revival-64229315 (15.04.2014)
Munthe, Turi, “Review of Vali Nasr’s The Shia revival: How Conflicts withen Islam will sape the Future”, http://www.daedalosinstitute.org/downloads/Review_of_Vali_Nasrs_The_Shia_Revival.pdf  15.01.2007’de yazılmış. (20.01.2014)
Nakash, Yitzhak, “ The Conversion of Iraq’s Tribes to Shiism”, International Journal of Middle East Studies, 26/3 (1994), ss.443-463.
Nakash, Yitzhak, “The Conversion of Iraq’s Tribes to Shiism”, International Journal of Middle East Studies, 26/3 (1994), ss. 443-463.
Nakash, Yitzhak, Şîatu’l-Irâk, Terc.: Abdullah en-Naîmî, Beyrut 1996.
Nasr, Vali, “An attack against Iran? Sunni goverments would be secretly happy” interview by Daniele Castellani Perelli), http://www.resetdoc.org/story/00000000104 (24.01.2014)
Nasr, Vali, “Openin Talk about The Shia Revival: How Conflicts Within Islam Will Shape The Future”, The Pew Forum and the Council on Foreign Relations, http://www.pewforum.org/2006/07/24/the-revival-of-shia-islam/ 18.01.2014
Nasr, Vali, “Regional Implications of Shi’a Ravival in Iraq”, The Washington Quarterly ,  27/3 (2004)  ss. 7–24.
Nasr, Vali, “The Emergent Shia Cresent”, The Emerging Shia Crescent Symposium: Implications for U.S. Policy in the Middle East [Rush Transcript; Federal News Service, Inc.], 5. Haziran 2006, New York (http://www.cfr.org/religion/emerging-shia-crescent-symposium-implications-us-policy-middle-east-rush-transcript-federal-news-service-inc/p10866 (20.01.2014)
Nasr, Vali, “Vali Nasr on the Conflict between Shiites and Sunnis: "We Need Engagement with Iran”, http://www.spiegel.de/international/spiegel/vali-nasr-on-the-conflict-between-shiites-and-sunnis-we-need-engagement-with-iran-a-444709.html (20.01.2014))
Nasr, Vali, The Shia Revival: How Conflicts within Islam Will Shape the Future, W. W. Norton & Company, New York, 2006.
Nasr,Vali, “Regional Implications of Shi’a Revival in Iraq”, The Washington Quarterly, 27/3(2004), ss. 7-21.
Nasr,Vali, “When the Shiites Rise”, Foreign Affairs, 85/11(2006), ss. 58-74.
Puelings, Jelle, Fearing a 'Shiite Octopus' Sunni – Shi`a relations and the implications
for Belgium and Europe, Belgium 2010.
Roy, Oliver, “ The Long war between Shii and Sunni”, 20 June 2011. ss. 21-23. (newstatesman.com/writers/olivier_roy 10.01.2014)
“Sahvetu’ş-Şia Li Vali Nasr”,  http://www.alshirazi.com/world/book/36.htm (12.01.2013)
es-Sahvetu’l-İslamiyye ve Hümûmü’l-Vatani’l-Arabî, Amman Arap Fikir Kulübü’nün Âl-i Beyt İslam Medeniyeti Araştırmaları ile birlikte 14-16.03. 1987 tarihinde düzenlediği ilmi toplantı, Tahrir ve takdim: Saduddin İbrahim, Amman 1988.
Sariolghalam, Mahmoud,  “The Shia Revival: A Threat or an Apportunity?”,  Journal of International Affairs, 60/2(2007), ss. 201-207 (http://law-journals-books.vlex.com/vid/the-revival-threat-opportunity-55822726 (10.01.2014)
Stein, Jeff, "Can You Tell a Sunni From a Shiite?", The New York Times, October 17, 2006.
Terhalle, Maximlian, “Are the Shia Rising”, Middle East Policy, 14/2 (2007), ss. 69-83.
Tippett,  Krista, “Transcript for The Sunni-Shia Divide and the Future of Islam”, http://www.onbeing.org/program/sunni-shia-divide-and-future-islam/transcript/1373 (10.01.2014)
Toloui, Kenneth Kamran, “Salafi Crescent: The Threat of Wahhabi Revival, The End Times Prophecy of the Sufyani, and the 2012 Countdown to the Return of Imam Mahdi al Hujjah min Al-e Muhammad (sawaws)”, http://paradise2012.wordpress.com/2012/03/20 /part-1-salafi-crescent-the-threat-of-wahhabi-revival-the-end-times-prophecy-of-the-sufyani-and-the-2012-countdown-to-the-return-of-imam-mahdi-al-hujjah-min-al-e-muhammad-sawaws/ (20.01.2014)
Umara, Muhammed, es-Sahvetu’l-İslâmiyye veve’t-Tehaddî el-Hadarî, Dâru’ş-Şurûk, Kahire 1991.
“Vali Nasr ile Shia Revival kitabı üzerine söyleşi (Kitap Eki)”, Söyleşiyi Yapan: Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 27.10.2006. http://rusencakir.com/Vali-Nasr-Ortadogunun-kaderini-Siiler-belirleyecek/631 (11.06.2013)
Voll, John O., “Revivalism, Shi’a Style”, The National Interest, Jan./Feb. 2007, ss. 81-82.
Waldman, Peter, “ Rising Acadamic Sees Sectarian Split Inflaming Mideast – The Shia Revival (review)”, http://online.wsj.com/news/articles/SB115465508239526549 (24.01.2014)
Willey, Joyce N., The Islamic Movement of Iraqi Shi’as, London 1992.
Zweiri, Mahjoob - König, Christoph, “ Are Shias rising in the western part of the Arap world? The case of Morocco?”, The Journal of North African Studies, 13/4 (2008), ss. 513–529.
 

[1] İslamcılık, halkı Müslüman devletlerde, batı sömürgeciliğine, ulus devlet fikrine, Sosyalizme, Komunizme, Marksizme, Baasçılığa ve Laikçiliğe karşı “sahih İslam’a dönüş veya İslam referanslı siyasî, ekonomik ve toplumsal bir sitem kurma” şeklinde siyasî-dinî bir ideoloji olarak algılandı. Arapça’da  İslamî Uyanış (es-Sahve el-İslamiyye) daha sık ullanıldı ve “batının kültürel meydan okumasına karşı ortaya çıkan bir olgu olarak” tanımlandı. (Bkz.: Muhammed Umara, es-Sahvetu’l-İslâmiyye ve’t-Tehaddî el-Hadarî, Dâru’ş-Şurûk, Kahire 1991, s. 17) Muhammed Kutub’un yorumuyla, İslamî Uyanış, 20. Asrın ikinci yarısının en büyük insani/toplumsal hadiselerinden birini temsil eder. Bu hareket İslam'ın kaynaklarına referansa veya özgünlüğe dayanan bir harekettir. (Bkz.: Muhammed Kutup, es-Sahvetu’l-İslâmiyye, Mektebetü’s-Sünne, Kahire 1990, s.3.) İslami Uyanış, sömürgeciliğe karşı koymada, birliği sağlamada ve özgünlüğü korumada büyük bir güç olarak görüldü. (Krş.: es-Sahvetu’l-İslamiyye ve Hümûmü’l-Vatani’l-Arabî, Amman Arap Fikir Kulübü’nün Âl-i Beyt İslam Medeniyeti Araştırmaları ile birlikte 14-16.03. 1987 tarihinde düzenlediği ilmi toplantı, Tahrir ve takdim: Saduddin İbrahim, Amman 1988), Takdim, s. 9)
[2] Batılı araştırmacılar ve Müslüman araştırmacılar, Müslümanlar arasında sömürgecilik, laiklik ve batı aleyhtarlığı odaklı ve İslam referanslı oluşumları, başlangıçta İslami Uyanış veya İslami Diriliş olarak tanımladılar. Daha sonra İslamla ilişkileri, mensupları veya örgütlenme biçimleri dikkate alınarak, bu hareketler İslamcı Fundamentalism, İslamcı şiddet, İslamcı terör, İslamcı Radikalizm, İslamcı Aşırılar ve benzeri adlarla tanımlandılar. Geniş bilgi için bkz.: Haseneyn Tevfik İbrahim-Emânî Mesud el-Hudeynî, "Batılı Araştırmalarda İslâmî Uyanış Olgusu: Tahlilî ve Tenkidci Bir Yaklaşım ", İslâmî Araştırmalar,  7/3-4 (1994),  s. 263-265. Ayrıca bkz.: Sönmez Kutlu, Çağdaş İslamî Akımlar ve Sorunları, Fecir Yayınları, Ankara 2008, s 83-156. 
[3] Veli Nasr'ın ismi, metin içinde ve dipnotlarda Türkçe telaffuz esas alınarak yazıldı. Ancak İngilizce referanslarda herhangi bir değişiklik yapılmamış ve Vali Nasr olarak verilmiştir.
[4] Patrick Bannerman, Islamic Perspective A Guide to Islamic Society, Politics and Law, Roudlage London 1988, s.158.
[5] Vali Nasr, The Shia Revival: How Conflicts within Islam Will Shape the Future, W. W. Norton & Company, New York  2006,  s. 184.
[6] Vali Nasr, “Regional Implications of Shi’a Revival in Iraq”,   The Washington Quarterly, 27/3(2004), s. 16.
[7] Veli Nasr, Şiiliğin Orta Doğu’daki demografik dağılımı ile ilgili olarak şunları kaydeder: Şia, dünyadaki 1.3 milyarlık Müslüman nüfusun  % 10-15’lik bir azınlığı oluşturmaktadır. Şia’nın ezici çoğunluğu Lübnandan Pakistana uzanan kemer/hilalde yaşar- 140 milyonluk bir nüfustur. 68.7 milyon İran nüfusunun  % 90’nı (61.8); 165.8 milyon Pakistan'ın % 20'sini (33.2); 26.8 milyon Irak’ın  % 65’ni (17.4); 1.9 milyar Hindistan'ın % 1'ini ( 11.0); 8.0 milyon Azerbaycan'ın % 75'ni ( 6.0); 31.0 milyon Afganistan'ın %19'unu ( 5.9); 27.0 milyon Suudi Arabistan'ın % 10-15'ni (2.7-4.0);  3.9 milyon Lübnan'ın % 45’ni (1.7); 2.4 milyon Kuveyt'in % % 30'nu (730.000); 700.000 nüfuslu Bahreyn'in % 75'ni (520.000); 18.9 milyon Suriye'nin % 1'ni (190.000); Birleşik Arap Emirliklerinin % 6'sını ( 160.000); 890.000 nüfuslu Katar'ın % 16'sını (140.000) ve 3.1 milyon Oman'ın % 1'ni (31.000) Şiiler oluştur. Doğu Afrika, Hindistan ve Tacikistan’da, Kuzey ve Doğu Afrika’da, Kuzey ve Güney Amerika’da, Avrupa’da, çoğunluğu göçmenlerden oluşan küçük bir nüfus vardır. İran bugün en büyük Şii ülkesidir, onu Pakistan takip eder. Çoğunluk Şiiler, İran’dan doğuya doğru olan bölgede yaşar. Arap Şiiler azınlık bir inanç grubunu oluşturur. Bununla birlikte önemli ölçüde Pakistan’dan Lübnan’a uzanan bu stratejik kemerde/ hilalde, Sünniler kadar Şiî vardır. İran körfez bölgesinde Şiiler, açıkça baskındır. (Vali Nasr, “The Shia Revival”, Military Review, 83/3(2007), s. 8-9)
[8] Bkz.:  http://www.pewforum.org/2006/07/24/the-revival-of-shia-islam/ 18.01.2014. Veli Nasr’a göre, Şii uyanış ekonomik açıdan da önemli bir beklenti doğurmuştur. Nitekim Kuzey İrlanda’da Protestan-Katolik çatışması gibi iktidar ve kaynakların elde edilmesi için bir rekabet söz konusu. Örneğin Irak’ta Şiiler ülkenin yüzde 65’ini, Arap nüfusunun da yüzde 80’ini oluşturuyorlar. Ama iktidardan orantılı bir şekilde pay alamadılar. Aynı şey Lübnan, Bahreyn ve Suudi Arabistan için de söylenebilir. Buralarda mezhepler etnik kimlikler gibi ortaya çıkıyor, topluluklar arasındaki sınırları ve aralarındaki iktidar dağılımını belirliyor.” (“Vali Nasr ile Shia Revival kitabı üzerine söyleşi (Kitap Eki)”, Söyleşiyi yapan: Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 27.10.2006. http://rusencakir.com/Vali-Nasr-Ortadogunun-kaderini-Siiler-belirleyecek/631 (11.06.2013))
[9] Nasr,  The Shia Revival, s. 184.
[10] Vali Nasr, “When the Shiites Rise,” Foreign Affairs, 85/11(2006), http://www.cfr.org/iraq/shiites-rise/p10951.(20.11.2013). Seçimlerde Şiîlerin başarısı Sünnileri şiddete, Amerika’yı ise bu şiddeti önlemek için Sünnilere yanaşmaya yönelttiğini savunan Veli Nasr, Amerika’nın Şiîler ve Sünniler arasında denge kurmakta zorlandığı ve tutumunda değişiklikler yapmak zorunda kaldığını savundu. Bkz.:  Nasr, “The Shia Revival”, Military Review, 83/3(2007), s. 12.
[11] Vali Nasr, “Regional Implications of Shi’a Revival in Iraq”,   The Washington Quarterly, 27/3(2004), s. 9.
[12] Nasr, “Regional Implications of Shi’a Revival in Iraq”,   The Washington Quarterly, 27/3(2004), s. 19.
[13] Nasr, The Shia Revival, s. 184.
[15] Nasr, “The Shia Revival”, Military Review, 83/3(2007), s. 9.
[16] Nasr, The Shia Revival, s. 179.
[17] Bkz:: “Vali Nasr ile Shia Revival kitabı üzerine söyleşi (Kitap Eki)”, Söyleşiyi yapan: Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 27.10.2006. http://rusencakir.com/Vali-Nasr-Ortadogunun-kaderini-Siiler-belirleyecek/631 (11.06.2013)
[18] Nasr, The Shia Revival,  s. 251.
[19]  Vali Nasr, “The Emergent Shia Cresent”, The Emerging Shia Crescent Symposium: Implications for U.S. Policy in the Middle East [Rush Transcript; Federal News Service, Inc.], 5 Haziran 2006, New York (http://www.cfr.org/religion/emerging-shia-crescent-symposium-implications-us-policy-middle-east-rush-transcript-federal-news-service-inc/p10866 (20.01.2014)
[20] Nasr, The Shia Revival, s. 157.
[21] “Vali Nasr ile Shia Revival kitabı üzerine söyleşi (Kitap Eki)”, Söyleşiyi yapan: Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 27.10.2006. http://rusencakir.com/Vali-Nasr-Ortadogunun-kaderini-Siiler-belirleyecek/631 (11.06.2013).
[22] “Vali Nasr ile Shia Revival kitabı üzerine söyleşi (Kitap Eki)”, Söyleşiyi yapan: Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 27.10.2006. http://rusencakir.com/Vali-Nasr-Ortadogunun-kaderini-Siiler-belirleyecek/631 (11.06.2013).
[23] Bkz.: Vali Nasr, “An attack against Iran? Sunni goverments would be secretly happy” interview by Daniele Castellani Perelli), http://www.resetdoc.org/story/00000000104) (24.01.2014)
[24] Nasr, bir başka yerde Şiî uyanışın mezhebî kimliklere hassasiyet kazandırdığını söyler. Bkz.: Nasr, The Shia Revival, s. 205.
[25] Nasr, “Regional Implications of Shi’a Revival in Iraq”,  The Washington Quarterly, 27/3(2004), s. 7-8.
[26] Nasr, “Regional Implications of Shi’a Revival in Iraq”,   The Washington Quarterly, 27/3(2004), s. 8.
[27] Bkz.: Nasr, “Regional Implications of Shi’a Revival in Iraq”,   The Washington Quarterly, 27/3(2004), s. 15-16.
[28] Nasr, “Regional Implications of Shi’a Revival in Iraq”,   The Washington Quarterly, 27/3(2004), s. 8.
[29] Nasr, Şiî-Sünnî çatışmasını Protestan-Katolik çatışmasına benzetir: “Şii-Sünni çatışması/anlaşmazlığının bir bakıma,  Avrupa için Orta Çağ boyunca veya son zamanlarda Kuzey İrlanda’da yaşanan Protestan-Katolik savaşına benzemeye başladığını kastediyorum. Bu savaş, dinî ve kimliklerin bir savaşıdır. Fakat aynı zamanda siyasi ve iktidarla ilgilidir. Şiilik ve Sünnilik Protestan ve Katolikler arasındaki büyük bölünmeye benzer. Uzun süre Arap Dünyasında Sünni bir hakimiyet vardı. Ancak şimdi, Irakta olanlar dolayısıyla, dengenin Şiîlerin lehinde iktidar paylaşımıyla bozulmakta olan çok yeni bir örneğe sahibiz.” (Nasr, “An attack against Iran? Sunni goverments would be secretly happy” interview by Daniele Castellani Perelli), Wednesday, 22 November 2006, http://www.resetdoc.org/story/00000000104) (24.01.2014)
[30] Nasr, The Shia Revival, s. 179.
[31] Geniş bilgi için bkz.:  Nasr, The Shia Revival, s. 22-23.
[32] “Vali Nasr ile Shia Revival kitabı üzerine söyleşi (Kitap Eki)”, Söyleşiyi yapan: Ruşen Çakır: Vatan Gazetesi, 27.10.2006. http://rusencakir.com/Vali-Nasr-Ortadogunun-kaderini-Siiler-belirleyecek/631 (11.06.2013))
[33] Geniş bilgi için bkz.:  Nasr, The Shia Revival, s. 24-25.
[34] “Örneğin Lübnan (-İsrail) Savaşı’na baktığımızda Ortadoğu’nun en eski çatışması olan Arap-İsrail anlaşmazlığının Sünnilerle Şiîler arasında derin bir yarık açtığını görüyoruz. Sünnî ve hatta Selefî rejimler, Hizbullah’ı bir Şiî örgütü olmakla suçladılar ve ilk kez İsrail’le savaşan bir Arap gücünü eleştirdiler. ( “Vali Nasr ile Shia Revival kitabı üzerine söyleşi (Kitap Eki)”, Söyleşiyi yapan: Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 27.10.2006. http://rusencakir.com/Vali-Nasr-Ortadogunun-kaderini-Siiler-belirleyecek/631 (11.06.2013))
[35] Nasr, The Shia Revival,  s. 251.
[36] Nasr, The Shia Revival, s. 24-25.
[37] Bkz.: Vali Nasr, “Vali Nasr on the Conflict between Shiites and Sunnis: "We Need Engagement with Iran”, http://www.spiegel.de/international/spiegel/vali-nasr-on-the-conflict-between-shiites-and-sunnis-we-need-engagement-with-iran-a-444709.html (20.01.2014))
[38] Nasr, The Shia Revival, s. 24-25.
[39] “Türkiye tarihsel olarak, Osmanlı-Safevi rekabetinde Sünni iktidarı temsil ediyor. Türkiye bölgedeki çekişmeyi doğrudan etkileyemez çünkü Arap dünyasındaki Sünni kimlikle bağları ne zamandır güçlü değil. Yine de Türkiye, Sünnî-Şiî rekabetinin yoğunlaşmasını tabii ki yakından izleyecektir.”,  (“Vali Nasr ile Shia Revival kitabı üzerine söyleşi (Kitap Eki)”,  Söyleşiyi yapan: Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 27.10.2006.) http://rusencakir.com/Vali-Nasr-Ortadogunun-kaderini-Siiler-belirleyecek/631 (11.06.2013)
[40] Nasr, The Shia Revival,  s. 252.
[41] Nasr, The Shia Revival, s. 253.
[42] Nasr, The Shia Revival,  s. 179.
[43] Kenneth Katzman, "A Shia Crescent: What Fallout For The United States?”, Middle East Policy; 12/4 (2005), s. 4-6.
[44] Geniş bilgi için bkz.:  “Vali Nasr ile Shia Revival kitabı üzerine söyleşi (Kitap Eki)”, Söyleşiyi yapan: Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 27.10.2006. http://rusencakir.com/Vali-Nasr-Ortadogunun-kaderini-Siiler-belirleyecek/631 (11.06.2013)
[45] Vali Nasr, “When the Shiites Rise,” Foreign Affairs, 85/11(2006). http://www.cfr.org/iraq/shiites-rise/p10951.(20.11.2013)
[46] International Crisis Group, “The Next Iraqi war? Sectarianism and civil conflict”, Middle East Report, No: 52 – 27 February 2006, s. 18.
[47] The New York Times, 18 February 2006; International Crisis Group, “The Next Iraqi war? Sectarianism and civil conflict”, s. 11, Dipnote: 32.
[48] International Crisis Group, “The Next Iraqi war? Sectarianism and civil conflict”, s. 16.
[49] “Hacı Ali el-Kaysi: Irak’ın tamamı açık bir Ebu Gureyb’dir.”, Vuslat Dergisi, 58(2006). http://www.vuslatdergisi.com/article.php?id=bb6771bbbc3f17785ec63e6520284693&sid=0795826134. (10.05.2010)
[50] Sistani, tüm Orta doğu’da ve özellikle Suudi Arabistan’daki Şiiler için de örnek oldu. Bu konuda şu tespitlerde bulunmaktadır: “Sistani, Irakta seçimlerde oy kullanmaya büyük önem verdi. Ama onun siyasete müdahelesi kimin iktidara geleceğini belirlemek şeklinde olmadı, bilakis Şiilerin tek bir çatı altında birleşmesi gerektiği fikrini destekledi. Böylece Irak’ta Şiiler karlı çıkacaktı. Suudi Arabistanda belediye seçimlerinde Suudi Şiilerinin lideri Şeyh Hasan el-Safer de aynısını yaptı. O, Sistani’ye tabi olduğunu söylemedi. Sistani, oy kullanmanın gerekliliğini Suudi Şiileri için de söylememişti. Ama oy kullanma dışarıdaki bir örnekti. Şiiler için karlı bir modeldi. Bunun sonucunda Şiiilerin % 45 katılımı olurken Sünniler arasında % 25 katılım oldu. Bu oran, Sünnierin iki katı idi. Katif ve diğer Şii yerleşgelerde Belediye meclislerinde daha once görülmemiş bir başarı elde ettiler ve çok sayıda sandalyeye sahip oldular. (Bkz.: http://www.pewforum.org/2006/07/24/the-revival-of-shia-islam/ 18.01.2014) Veli Nasr, Sistani’yi Vatikan devletinin başındaki Papa ile kıyaslar ve ona Papa’ya benzer bir rol ve karizma yükler: ““O tıpkı Jhon Paul II gibi, çok populer bir lider. Aslında tam papa gibi. Onun ordu birlikler yok ve caddede savaş olduğunda, o kendi iradesini empoze etmiyor. Onun etkisi tamamen ahlaki.” (Nasr, “Vali Nasr on the Conflict between Shiites and Sunnis: "We Need Engagement with Iran”, http://www.spiegel.de/international/spiegel/vali-nasr-on-the-conflict-between-shiites-and-sunnis-we-need-engagement-with-iran-a-444709.html (20.01.2014))
[51] Veli Nasr, Irak işgalinden sonra rejim değişikliğinin ardından yaşanan süreci ve Amerika ile ilişkiler konusunda Şiî ve Sünnilerin takındığı farklı şu şekilde analiz eder: Irak’taki rejim değişikliğine karşı öfkeli tepki gösterirken  Şiîler Birleşik devletlere ihtiyatlı bir destek vermeye çok fazla isteklilerdi. Irak’ta onların oldukça kıdemli dinî lideri Ayetullah Ali al-Sistani’ye uyduklarından, Şia hem Amerika işgaline hem de Sünnî isyanının provakosyonlarından uzak durdu. Dinî fetvalarla silahlandıkları için, daha sonra yenilenen güvenlik güçlerine katıldılar ve bütün gayretleriyle seçimlere katıldılar. ... Başka yerlerde, Şiîler kendi seçimleri için, politik reform ve demokraside bir umut görerek yaygara kopardı. Suudi Arabistan Şiî bölgelerde oy kullanma oranı, ülkedeki ilk seçimlerdeki genel katılımın iki katı kadardı. Lübnan ve Bahreyn’de Şiîler, “bir kişi bir oy” için çağrıda bundu.  Reformist bir lider tarafından yönetilen İran bile, Birleşik Devletlerle daha yakın işbirliği teklif etti. Irak, Amerika'ya Orta Doğu’daki nüfusun diğer yarısıyla yeni ilişkiler inşa etmesi ile ilgili bir açılım sağladı.  Fakat bu fırsatın kaçırılmasıyla birlikte 2006’nın sonlarına doğru Şia farklı bir gidişata adapte oldu. Şu anda Amerika’nın öncelikle Şiî partiler ve toplumsal liderlerle Irakta elde ettiği yakın ilişkiler, 2006’da daha büyük uzlaşılar için yeni bir kapı araladı ve Şiî siyaset ılımlı güçlerin elinden kurtuldu ve radikal militanları ve politikacılar etkili olmaya başladı. Bu eğilim Irakla sınırlı kalmadı. Bölgede Şiî tutumlarında açık bir dönüşüm yaşandı. Amerika ordusu/silahları Şiî uyanışı mümkün kılarken, yükselen bir şekilde, İran ve anti-Amerikancı silahlı milisler, Şia ile ilişkiler için bu tonu yerleştirenler oldu. Orta Doğuda artan istikrarsızlığı görünce, Amerika, bu yükselen gücü anlamaktan başka daha büyük bir meydan okuma ile karşı karşıya olmadı. 2006 yılı Şiî siyaseti için talihsiz bir yıl oldu.  Irakta mezhebi çatışmanın tırmanması, radikal dinî lider Mukteda es-Sadr'ın mirasını yükseltti. Çünkü onun “mehdi ordusu” milisleri, Bağdad ve Şiî güneyi kontrolü altına aldı. Kuzeyde İsrail ile savaş, Hizbullah’ı cesaretlendirdi. Tam bu sırada Lübnan bir tarafta Şiîlerle, diğer tarafta Hristiyan ve Sünnilerin oluşturduğu koalisyon arasında mezhebi noktada ikiye bölündü. İranda iktidar değişimi ve Ahmedinecad’ın sert politikası, Irak ve Lübnan'da Amerika’ya karşı çıkışları yükseltti. Şiî güçler, destek konusunda İran’a güvenmeye başladı. Bütün bu anlaşmazlıkları yöneten mezhebi tehdit var. Bu Irak’ta Şiîleri Sünnilerden ayırdı, Lübnanda ise Hristiyanlar ve Sünnilerden ayırdı. İran’ı da, Irak ve Lübnan’da Sünnilere sempati duyan Sünnî Arap komşularından kopardı. (Nasr, “The Shia Revival”, Military Review, 83/3(2007), s. 9-10)
[52] Geniş bilgi için bkz.: Nasr, “Regional Implications of Shi’a Revival in Iraq”, The Washington Quarterly, 27/3(2004), s. 21-23.
[53] Nasr, “When the Shiites Rise,” Foreign Affairs, 85/11(2006), http://www.cfr.org/iraq/shiites-rise/p10951.(20.11.2013).
[54] Nasr, “Vali Nasr on the Conflict between Shiites and Sunnis: "We Need Engagement with Iran”, http://www.spiegel.de/international/spiegel/vali-nasr-on-the-conflict-between-shiites-and-sunnis-we-need-engagement-with-iran-a-444709.html (20.01.2014), s. 3.; ayrıca geniş bilgi için bkz.: Nasr, “When The Shiites Rise?”, Foreign Affairs, 85/11(2006). (http://www.foreignaffairs.com/articles/61733/vali-nasr/when-the-shiites-rise) (20.01.2014)
[55] Nasr, “When the Shiites Rise,” Foreign Affairs, 85/11(2006), http://www.cfr.org/iraq/shiites-rise/p10951.(20.11.2013).
[56] Nasr, “When the Shiites Rise,” Foreign Affairs, 85/11(2006), http://www.cfr.org/iraq/shiites-rise/p10951.(20.11.2013).
[58] Nasr, “When the Shiites Rise,” Foreign Affairs, 85/11(2006), http://www.cfr.org/iraq/shiites-rise/p10951.(20.11.2013).
[59] Veli Nasr’a göre Irak’ın işgali, Şiîlerin özgürleşmesine ve Şiî uyanışa sebep oldu. Çünkü Amerika’nın Afganistan ve Irak’ta yönetimleri devirmesiyle, İran kendisini çevreleyen iki Sünnî bariyerden kurtuldu. Böylece İran’ın ve dolayısıyla Şiîliğin bölgedeki etkisi arttı. Şu anda İran gücünü yaymak için yeni bir koridor elde etti. İran, yayılması için yeni bir fırsat elde etti. (Vali Nasr, “Vali Nasr on the Conflict between Shiites and Sunnis: "We Need Engagement with Iran”http://www.spiegel.de/international/spiegel/vali-nasr-on-the-conflict-between-shiites-and-sunnis-we-need-engagement-with-iran-a-444709.html (20.01.2014))
[60] Nasr, “When the Shiites Rise,” Foreign Affairs, 85/11(2006), http://www.cfr.org/iraq/shiites-rise/p10951.(20.11.2013).
[61] (“Vali Nasr ile Shia Revival kitabı üzerine söyleşi (Kitap Eki)”, Söyleşiyi yapan: Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 27.10.2006. http://rusencakir.com/Vali-Nasr-Ortadogunun-kaderini-Siiler-belirleyecek/631 (11.06.2013))
[62] Nasr, “When the Shiites Rise,” Foreign Affairs, 85/11(2006), http://www.cfr.org/iraq/shiites-rise/p10951.(20.11.2013).
[63] “Sadr ailesinin Lübnan ile derin bağlantıları var. Onların ataları Lübnan'dan geldiler ve Mukteda’nın dede tarafından amcası İmam Musa es-Sadr, Lübnan Şiîlerinin efsanevi lideridir. Hizbullah'ın Mukteda’nın hareketini toplumsal çalışmaları örgütleme ve politik kontrolü kurma konusunda eğitmekte olabileceğine dair söylentiler var. Fakat böyle bir ilişkin kesin kanıtı yoktur.  Daha da önemlisi Hizbullah bir model görevi görüyor. Öyleki askeri örgütlenmesiyle politik konrol ile sosyal işleyişi birleştirmek konusunda bir örnek görevi görüyor. Hizbullahın Lübnan Milliyetciliğini işgal karşıtı askeri faaliyetle birleştirme retoriği, Bölgede Sünnilere de cazip geliyor. Mukteda bu formülü, Irak'a referans olabilecek bir şey olarak görüyor. Bu sebeple Mukteda, bu formülün bir parçası olarak Irak Milliyetçiliğini Amerikan karşıtlığı birleştirmek istiyor. Bu son savaşta Hizbullahın başarısı,  (özellikle bir çok Arap Sünnî arasında itibar kazanmasında) hiç şüphesiz mezhebî hatlar arasında bölünen bir ülkede iktidar için mücadele eden  Mukteda’ya ilgiyi artırdı.” (Vali Nasr, “An attack against Iran? Sunni goverments would be secretly happy” interview by Daniele Castellani Perelli), Wednesday, 22 November 2006, http://www.resetdoc.org/story/00000000104) (24.01.2014)
[64] Veli Nasr, Sünnî ülkeler Amerikanın İran’a saldırısına nasıl tepki verirler şeklindeki bir soruya şöyle cevap vermiştir: Mutlu olacaklarını sanıyorum. Fakat kamuoyu açısından böyle bir saldırı, gerekli şekilde kontrol edemeyecekleri bir şiddet dalgası yaratabilir. Hizbullah'ın saldırısında olduğu gibi İsrail ile savaş, Arap caddelerinde önceden tahmin edilemeyen duygusallıkların ve öfkenin ortaya çıkmasına sebep oldu. Pek çok Arap ülkesinin ekonomisi, Lübnanda olanlardan daha çok İran Körfezinde olanlara karşı savunmasızdır. Bir çok bakımdan Sünnî ülkeler, İranla ilgili oldukça endişeliler. Fakat sanırım onlar, tıpkı Lübnanda olduğu gibi, çabuk ve kesin sonuçlanmayacak bir savaştan kaygı duymaktadırlar.  Aynı zamnada önceden tahmin edilemeyen ve tehlikeli olabilecek bir savaştan endişeliler.” (Nasr, “An attack against Iran?", http://www.resetdoc.org/story/00000000104 (24.01.2014)
[65] Nasr, “An attack against Iran?", http://www.resetdoc.org/story/00000000104 (24.01.2014)
[66] Nasr, “An attack against Iran?", http://www.resetdoc.org/story/00000000104 (24.01.2014)
[67] Nasr, “When the Shiites Rise,” Foreign Affairs, 85/11(2006), ss. 58-74. http://www.cfr.org/iraq/shiites-rise/p10951.(20.11.2013); Nasr, “Regional Implications of Shi’a Ravival in Iraq”, The Washington Quarterly ,  27/3 (2004)  ss. 7–24; Nasr, “The Shia Revival”, Military Review, 83/3(2007), s. 8-10.
[68] Örneğin bkz.  Louis A. Delvoie, “The Shia Revival (Review)”, International Journal: Canada's Journal of Global Policy Analysis,  62/3 (2007), s. 726. Krş.: Kayvon Afshari, “The Shia Revival – Book Review (long Form)”,  http://www.kayvonafshari.com/2011/05/14/the-shia-revival-book-review-long-form/#sthash.pQcTX75C.dpuf  (20.01.2014)
[69] Buna şu iki toplantı örnek verilebilir: 13 Şubat 2006 tarihinde tertiplenen The Emporial State University Campus’taki toplantı ( http://www.emporia.edu/bonner/lectures/vali-nasr.html (10.01.2014) ve   29 Ekim 2007 tarihinde Wake Forest Department of Religion tarafından tertiplenen Wake Forest Universite’deki toplantı (http://www.wfu.edu/news/release/2007.10.11.r.php (10.01.2014)
[70] Bunlardan birisi şöyledir: The Emerging Shia Crescent Symposium: Implications for U.S. Policy in the Middle East [Rush Transcript; Federal News Service, Inc.], New York, 2006. Konuşmacılar: Fouad Ajami, Majid Khadduri Professor of Middle Eastern Studies; Paul H. Nitze School of Advanced International Studies, Johns Hopkins University ve Vali R. Nasr, Adjunct Senior Fellow, Middle Eastern Studies, Council on Foreign Relations, Naval Postgraduate School; Yönetici: Richard N. Haass, Başkan, Council on Foreign Relations, 5 Haziran 2006, Council on Foreign Relations New York, NY
[73] Örneğin bkz.: Kenneth Kamran Toloui, "Salafi Crescent: The Threat of Wahhabi Revival, The End Times Prophecy of The Suyani, and The 2012 Coundown to The Return of İmam Mahdi al Hujja min al-Muhammad (sawaws)", http://paradise2012.wordpress.com/2012/03/20/part-1-salafi-crescent-the-threat-of-wahhabi-revival-the-end-times-prophecy-of-the-sufyani-and-the-2012-countdown-to-the-return-of-imam-mahdi-al-hujjah-min-al-e-muhammad-sawaws/ (20.01.2014)
[74] "Bu kitap modern dünyada bu ilişkilerin tabiatı ve önemini anlama konusunda analiz ve rehber kitap görevi görmektedir." (John O. Voll, “Revivalism, Shi’a Style”, The National Interest, Jan./Feb. 2007, s. 81.
[75] Voll, “Revivalism, Shi’a Style”, The National Interest, Jan./Feb. 2007, s. 81-82.
[76] "Irakta Ayetullah Ali es-Sistani tarafından temsil edilen yaşlı liderlik, aşırılığı düşürmede ve demokrasiye destek sağlamada önemli bir güç olurken, aşırı radikal Şii unsurlar, mezhebi şiddetin seviyesini belirlemede genel bir faktördür. Şii uyanış, Orta Doğu’nun geleceği için verilen savaşta önemli bir unsurdur. " (Voll, “Revivalism, Shi’a Style”, The National Interest, Jan./Feb. 2007, s. 83)
[77] Voll, “Revivalism, Shi’a Style”, The National Interest, Jan./Feb. 2007, s. 83.
[78] Oliver Roy, “ The Long war between Shii and Sunni”, 20 June 2011. s. 21. (newstatesman.com/ writers/olivier_roy 10.01.2014)
[79] Roy, “ The Long war between Shii and Sunni”, 20 June 2011. s. 22. (newstatesman.com/ writers/olivier_roy 10.01.2014)
[80] Geniş bilgi için bkz.: Sreeram Chaulia, “Worm in the Sunni Apple The Shia Revival by Vali Nasr” (Review), October  28, 2006, s. 1.  http://www.atimes.com/atimes/Middle_East/HJ28Ak01.html (29.09.2013)
[81] Marc Eliany, " The Shia Revival: How Conflict within Islam will impact Israel", http://artengine.ca/eliany/html/israelisociety/conflictwithinislamandisrael.html (26.06.2014)
[82] Özellikle bkz.: Jelle Puelings, Fearing a 'Shiite Octopus' Sunni – Shi`a relations and the implications
for Belgium and Europe, Belgium 2010, s. 32 vd.
[83] Örnek olarak bkz.: Mahjoob Zweiri - Christoph König, “ Are Shias rising in the western part of the Arap world? The case of Morocco?”, The Journal of North African Studies, 13/4(2008), ss. 513–529.
[84] Seriul Kalem, "Nakdu Seriul Kalem ber kitab-ı İhyâ-i Şia-i Vali Nasr - Fursat-ı istisnai berayi-i Şia", http://www.irdiplomacy.ir/fa/page/2007/%D9%81%D8%B1%D8%B5%D8%AA+%D8%A7%D8%B3%D8%AA%D8%AB%D9%86%D8%A7%D9%8A%D9%89+%D8%A8%D8%B1%D8%A7%D9%89+%D8%B4%D9%8A%D8%B9%D9%87.html
[85] Bkz.: Maximlian Terhalle, “ Are the Shia Rising”, Middle East Policy, 14/2 (2007),  s . 79. Örnek olarak Suudi Arabistan ve Bahreyn'deki Şiîlerin durumunu zikreder: "Suudi rabistan Şiîleri Suudi kralına bağlı olarak bazı hak talepleri söz konusu. Milliyetçi duygular ön planda. (Bahreyn’de) Şia aktivisminin asıl kaynağı/kökü, İran tarafından yönlendirilen beynel milel Şiiliğin bir yansıması değil. Dahası devletle ilkilerde ve toplumun diğer katmanları ile ilişkilerde ortak çıkarların ağır bastığı açıkça görülmektedir. .. pek çok Bahreynli Şiînin devrimci aleyhtarı tutumu, açıkça milli birliğe karşı tutumları tarafından vurgulanmaktadır.  Onlar ülkenin bağımsızlığını desteklemekte ve Halife ailesinin yönetimini desteklemektedir. Onların asıl amacı daha fazla adalet ve eşitlikir. Etkili Şiî gruplardan hiç birisi İran’a yönelmez veya Tahran tarafından yönetilemez. .. Şeyh el-Kasım’ın Samarra Camiinin bombalanmasından sonra Şiî-Sünnî bölünmeyi eleştirdi. ” (Terhalle, “ Are the Shia Rising”, Middle East Policy, 14/2 (2007), s. 71-72.
[86] Bkz.: Terhalle, “ Are the Shia Rising”, Middle East Policy, 14/2 (2007),  s . 79.
[87] Geniş bilgi için bkz.: Terhalle, “ Are the Shia Rising”, Middle East Policy, 14/2 (2007),  ss. 69-83.  
[88] Terhalle, “ Are the Shia Rising”, Middle East Policy, 14/2 (2007),  s . 76.
[89] Bkz.:Terhalle, “ Are the Shia Rising”, Middle East Policy, 14/2 (2007),  s . 76, Dipnot: 65.
[90] Bkz.: Terhalle, “ Are the Shia Rising”, Middle East Policy, 14/2 (2007),  s . 76, Dipnot: 66.
[91] Bkz.: Terhalle, “ Are the Shia Rising”, Middle East Policy, 14/2 (Summer 2007),  s . 76, Dipnot: 67.
[92] Bkz.: Terhalle, “ Are the Shia Rising”, Middle East Policy, 14/2 (2007),  s . 76, Dipnot: 70.
[93] Bkz.: Terhalle, “ Are the Shia Rising”, Middle East Policy, 14/2 (2007),  s . 80.
[94] Mahmoud Sariolghalam,  “The Shia Revival: A Threat or an Apportunity?”,  Journal of International Affairs,  60/2 ( 2007), s. 204-205 (http://law-journals-books.vlex.com/vid/the-revival-threat-opportunity-55822726
[95] Sariolghalam,  “The Shia Revival: A Threat or an Apportunity?”,  Journal of International Affairs,  60/2 ( 2007), s. 204-205 (http://law-journals-books.vlex.com/vid/the-revival-threat-opportunity-55822726
[96] Veli Nasr'ın biyografisi ile ilgili bkz.: http://www.sais-jhu.edu/news-and-events/for-the-press/press-releases/vali-nasr-named-dean-johns-hopkins-sais (26.06.2014); http://www.paaia.org/CMS/vali-nasr.aspx (26.06.2014); http://brightsightgroup.com/speakers/vali-nasr (26.06.2014)
[98] Nasr, “Vali Nasr on the Conflict between Shiites and Sunnis: "We Need Engagement with Iran”,  s.3. http://www.spiegel.de/international/spiegel/vali-nasr-on-the-conflict-between-shiites-and-sunnis-we-need-engagement-with-iran-a-444709.html (20.01.2014)
[99] Turi Munthe, “Review of Vali Nasr’s The Shia revival: How Conflicts withen Islam will sape the Future”, s. 1. http://www.daedalosinstitute.org/downloads/Review_of_Vali_Nasrs_The_Shia_Revival.pdf (20.01.2014)
[100] Alexandra Alter, “The Shia Revival: How Conflicts within Islam will Shape the Future (book review)”, Miami Herald,  Sun, Aug. 06, 2006, s.1. (http://www.freerepublic.com/focus/f-news/1678934/posts, 20.01.2014). Krş.: Ahmed Alabdullah, “Review: Vali Nasr - The Shia Revival”, http://www.abbashawazin.com /2011_03_01_ archive.html
[101] Nasr, The Shia Revival, s. 94, 108.
[102] Alabdullah, “Review: Vali Nasr - The Shia Revival”, http://www.abbashawazin.com /2011_03_01_ archive.html
[103] Nasr, The Shia Revival, s. 9.
[104] Mehrdad Mozzayyan, “ The Shia Revival Review”,  Middle East Journal, 61/4 ( 2007), s. 742.
[105] Nasr, The Shia Revival, s. 20.
[106] Hamad R. Hamad, “The Shia Revival: How Conflicts within Islam Will Shape the Future Vali Nasr”, http://www.studentpulse.com/articles/636/book-review-the-shia-revival-how-conflicts-within-islam-will-shape-the-future-by-vali-nasr. (10.01.2014)
[107] Hamad, “The Shia Revival: How Conflicts within Islam Will Shape the Future Vali Nasr”, http://www.studentpulse.com/articles/636/book-review-the-shia-revival-how-conflicts-within-islam-will-shape-the-future-by-vali-nasr. (10.01.2014)
[108] Nasr, The Shia Revival, s. 172. Krş.: Sariolghalam,  “The Shia Revival: A Threat or an Apportunity?”,  Journal of International Affairs,  60/2 (2007), s. 202-203. (http://law-journals-books.vlex.com/vid/the-revival-threat-opportunity-55822726
[109] Sariolghalam,  “The Shia Revival: A Threat or an Apportunity?”, Journal of International Affairs,  60/2 (2007), s. 201-203.
[111]Mehrdad Mozzayyan, “ The Şhia Revival Review”,  Middle East Journal, 61/4 (1 September 2007), s. 742.
[112] Alabdullah, “Review: Vali Nasr - The Shia Revival”, http://www.abbashawazin.com /2011_03_01_ archive.html
[113] Monshipouri, Muslims in Global Politics Identities, Interests, and Human Rights,  s. 108.
[114] "Irakta siyasi Şiîliğin gelişmesi, Ayetullah Muhammed Bakır es-Sadr (1935-1980), Necefte 1950’li yılların sonunda Hizbu’d-Da’ve el-İslamiyye’yi yaratan kişi, gayreteriyle başladı. Ülke dışında, Irakta el-Meclis el-A’la li’s-Sevre el-İslamiyye fi’l-Irak, Tahran’da 1982 yılında kuruldu. Irakta politik açılım sadece Şiiler arasındaki grupları değil daha önemlisi, Irakta bu hareketi temsil eden Ayetullah el-Uzma Sistani gibi yeni bir liderlik üretti. Mukteda es-Sadr tarafından yönetilen bazı Şiî gruplar, Amerika ve İsrail ile savaşmaya yoğunlaşarak Şiî kimliğinin ve Sünnilerle  mezhebî farklılıkların  önemini önmsemedi."Mukteda es-Sadr, Şiîliği, milliyetçiliği ve Amerika aleyhtarlığını Irak'ın yükselen siyasetinde kendi yaklaşımında harmanladı.” (Mahmoud Monshipouri, Muslims in Global Politics Identities, Interests, and Human Rights, University of Pennsylvania Press, Philadelphia 2009,  s. 109)
[115] Mahmoud Monshipouri, Muslims in Global Politics Identities, Interests, and Human Rights, University of Pennsylvania Press, Philadelphia, 2009,  s. 110.
[116] Krş.: Mahmoud Sariolghalam,  “The Shia Revival: A Threat or an Apportunity?”,  Journal of International Affairs,  Vol. 60/2 (Spring/Summer 2007), s.204 (http://law-journals-books.vlex.com/vid/the-revival-threat-opportunity-55822726
[117] Krista Tippett, “The Sunni-Shia Divide and the Future of Islam”,  21  Mayıs 2009. http://www.onbeing.org/program/sunni-shia-divide-and-future-islam/transcript/1373 (10.01.2014)
 
  
232 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın