Üyelik Girişi
Başlıklar
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret451729

Kökencilik ve Tezahürleri(İslamiyat)

1.  Kökenciliğin (Fundamantalizm) İslami literatürde tekabül ettiği yer neresidir? İslam düşüncesinde kökenci tezahürler var mıdır?

 

Fundamentalizm, Protestanlıkta aşırı muhafazakarlık ve Kitab-ı Mukaddesi harfi harfine tefsir etme yaklaşımını benimsemek demektir. Bir başka ifadeyle “İncil’in kelimesi kelimesine savunulması, hayata uygulanması için başlatılan” Protestan hareketin adıdır. Bu tanımlama, daha sonra genelleştirilerek bütün dünya dinlerindeki benzeri hareketlere kullanılmaya başlandı. İslam literatüründe, bu kavramın batıda ortaya çıktığı ve ilk kullanıldığı biçimiyle bire bir örtüşen dini-toplumsal bir yapı yoktur. Ancak “asla/temele dönmeyi” ya da “asla bağlı kalmayı” talep eden epistemolojik tutumlardan bahsedilebilir. Örneğin Haricilerin başlangıç dönemlerinde doğrudan Kur’an’a dönmeyi talep etmeleri ve bu doğrultuda kavramlar üretmeye çalışmaları buna örnek olarak verilebilir. Ancak onların kabilevi-bedevî karakteri, Fazlurrahman’ın da dediği gibi, “gerçek ile ideal arasındaki boşluğu hoş görmelerine müsaade etmemiştir”. Bu yüzden bunların yüzeysel ve sathi bakış açıları, katı bir idealizm ve şiddete başvurmakla (radikalizm) sonuçlanmıştır.

Klasik dönemde politik kökenci tezahürlerden de bahsedilebilir. Hz. Osman dönemi politik uygulamalarından memnun olmayan kimseler ve gruplar, Hz. Peygamber ve ilk iki halifenin uygulamalarına dönmeyi talep etmişlerdir. Bu tutum, Emeviler döneminde ve Abbasiler döneminde daha etkili olmaya başlamıştır. Emevi ve Abbasilerin uygulamalarını dine aykırı bulanlar, onları Kitap ve Hz. Peygamberden başlayarak dört halifenin politik uygulamalarına (Sünnet) uymaya çağırmışlardır. Bu dönemdeki politik tepkiler, teolojik düzeye taşınarak etnik-kabilevi kökenciliğe dayalı bir siyaset anlayışıyla sonuçlanmıştır. Şiiler, siyasette  Ehl-i Beyt’in, yani Haşimilerin imametine, Sünniler ise Kureyşten birinin imametine bağlı kalmayı şart koşmuşlardır.

İslam düşüncesinde Kitap ve Sünnet’e dönmeyi talep eden, farklı yöntemlerle bilgi üreten kökenci yapılardan biri Hadis Taraftarlarıdır. Onlar, “Din asardan/sünnetten ibarettir.”, diyerek Hz. Peygamber’in öncülüğünde oluşan ilk üç neslin dini uygulamalarını ve hayat tarzını idealleştirerek kayda geçirmiştir. Ahlaki yozlaşmanın ve toplumsal çürümüşlüğün önüne geçebilmek için, o dönemin hayat tarzına (Sünnet) dönmeyi bir çözüm olarak görmüşlerdir. Onlar,  metnin zahiri ve literal anlamına sıkı sıkıya bağlı kalarak ve tevilden uzak durarak metnin anlamının istikrarını korumaya çalışır. Metinci Kökencilik, klasik dönemde, Kur’an metnine, Hadis metnine ya da  mezhebi metinlere dönme şeklinde kendisini göstermiştir. Sünni kesimlerde metinci kökenciliğin en aşırı savunucuları Zahiriler;  Şii düşüncede ise, hadislere, özellikle imamlarından gelen rivayetlere sıkı sıkıya bağlı olan Ahbarîlerdir.

 

İslam düşüncesinde akılcı-hadarî zihniyetin güçlendiği veya yabancı kültürlerin tehdit oluşturmaya başladığı belli dönemler, kökenci tutum ve tezahürlerin artmasına sebep olmuştur. Örneğin Batınîliğin ve yabancı felsefî kültürün etkili olmaya başladığı bir dönemde Gazâlî, dini arındırabilmek için köklere dönmeyi öneren bir ihya hareketi başlatmıştır. Ayrıca buhranlı dönemler kökenciliğin güçlendiği dönemler olmuştur. Moğol istilasının meydana getirdiği mağlubiyet duygusu, Müslümanlar arasında  mevcut durumu sorgulamaya dönüşmüştür . İbn Teymiyye, bu mağlubiyetin sebebini İslam’dan uzaklaşmaya bağlamış, çözümü ilk dönem İslam anlayışına, Kitap ve Sünnet’e dönmekte görmüştür. Onun görüşleri, günümüz Selefi tezahürlere temel oluşturmuştur.

 
  1. Kökenci kavramı çeviri bir kavram olduğuna göre bu kavramın orijini ve ait olduğu dünya ile ilgili neler söylenebilir?

Kökencilik, dini bir hareket olarak Protestanlar arasında ortaya çıkmıştır. Bu sebeple, onun  içinde doğup geliştiği toplumsal gerçeklik ve dini-politik ortamdan bağımsız ele alınması doğru değildir.  Dolayısıyla bu tutumun, politik, epistemolojik, psikolojik, sosyolojik, teolojik ve dinî çağrışımları söz konusudur. Şöyle ki Pozitivizmin ve Darwinizm’in ortaya attığı görüşler ve nazariyeler,   Hrıstiyanlığın temel inançlarını tehdit ediyordu. Bazı Protestan grupların, İncil’in metninden hareketle  onları reddetmeye çalışmaları, temelde epistemolojik bir tutumdur. İkincisi, Fundamentalizm, modernitenin  Amerikan toplumu üzerindeki olumsuz etkilerine, değişim ve dönüşüme sebep olan sonuçlarına karşı koymak için ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı, aynı zamanda  psikolojik ve  tepkisel bir tutumu ifade eder. Üçüncü ve en önemli çağrışımı teolojiktir. Yani bilim ve moderniteyle yüzleşmekle karşı karşıya bulunan Hrıstiyanlığın, kendi metinlerine dönerek yeni bir teoloji üretme teşebbüsüdür.  Ancak seküler dünya görüşünün güçlenmesi, bu hareketi fiziki baskı ve güç kullanan politik ve çatışmacı bir harekete dönüştürmüştür.

 

3.         Kavramlarla, toplumsal yapılar ve düşünce sistemleri arasında çok sıkı bir bağ olduğu açıktır. Belli coğrafya ve kültür muhitlerinde ortaya çıkan birtakım kavramların değişik kültürlere adapte edilmesinin düşünsel ve psiko-sosyal açmazları olmalıdır. Bu bağlamda Kökencilik mefhumunun kültürler arası ilişkiler açısından bir değerlendirmesini yapabilir misiniz?

 Fundamentalizm’in batıda pek çok tanımı yapılmaktadır. Felsefe sözlüklerinde yapılan en meşhur tanımlardan birisi şöyledir." Fundamentalizm, bilimsel bilgiden etkilenmiş Modern Hristiyan düşüncesinin aksine, Hrıstiyan kilisesinin bir dizi öğretilerine ve özellikle de İncil ayetlerinin doğruluğuna inanmak ve onu desteklemek demektir." Son zamanlarda  kavramın tanımı yapılırken, İslam Dünyası'ndaki hareketleri de içine alacak şekilde genişletilmiştir. Mesela İngilizce bir sözlükte kavram şöyle tanımlanmaktadır:  "Fundamentalizm, Hristiyanlık ve İslam gibi  dinlerin temel esaslarını takip etme ve onlara harfiyen uymak demektir" Kavramın, Protestanlık dışında  bir dinle ilişkilendirilmesi muhtemelen ilk defa İslamla olmuştur. Günümüzde batılı araştırmalarda gerek batıda gerek doğuda farklı dinlerde ortaya çıkan dini hareketleri tanımlamada, ama özellikle -aşırısından en mutediline kadar- İslam dünyasında ortaya çıkan dini hareketleri tanımlamada yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.   Fundamentalistlerin Teolojisinin temelinde, İncil’e dönmek, İncil’in kritiğine ve modern tabiat bilimlerine karşı olmak vardır. Amerika'da binyıl inanışını savunanlarla Kitab-ı Mukaddes'in yanılmazlığını savunanlar birleşerek  1902 yılında Amerikan Kitab-Mukaddes Birliğini kurdular ve kitaplar yayımladılar. 1920'li yıllardan itibaren   muhafazakar çevrelerle iş birliği yaparak anti modernist faaliyetlerde bulundular. Bu akım,  Literalizm- İncile harfiyen uyma-, Pietizm- akılcılık aleyhtarlığı- ve Millenarizm - binyıl/mesiyanik  inanış-  olmak üzeri üç temel karaktere sahiptir.  Fundamentalizm'in temel amacı, dünyevileşen/sekülerleşen modern hayat karşısında, Hristiyan inancını ve kimliğini korumaktır. Onlara göre,  bunun yolu, İncil’deki ve Hz. İsa dönemindeki saf Hristiyanlığa dönmekten, Hristiyanlığı  hurafe ve batıl inanışlardan temizlemekten geçer.İslam dünyasındaki şartlar, batı dünyasında kavramın varlık sebebini oluşturan şartlardan tamamen farklıdır. Ayrıca bizim, bağlı kalmak istediğimiz asıl/temeler (Kitap ve Sünnet) onların dönmek istediği temelden mahiyet ve içerik olarak tamamen farklıdır. Bizdeki ihya ve tecdid girişimlerinin önemli bir kısmı, metinlerdeki gerçeklerle günümüzde ulaşılan bilimsel hakikatların çelişmediğini ortaya koymakla ilgilidir. Benzer yönleri olmakla beraber, Müslümanların modernizmle yüzleşmelerini ve  İslam’ın kaynaklarıyla ilişkilerini, Hrıstiyan kültüre ait kavram/kavramlarla tanımlamak doğru değildir.  

4.  Kökencilik (Fundamentalizm) ve Köktenciliğin (Radikalizm) birbirine karıştırılmasına sebep olan amiller nelerdir?

 Son zamanlarda, batıda ve doğuda Fundamentalizm kavramı belli bir içeriğe bağlı kalmaksızın sorumsuzca kullanılmaktadır. Genellikle, İslami Uyanışı tanımlamada bir suçlama ve aşağılama imgesi olarak Radikal (Köktenci) kavramıyla eşanlamlı kullanıldığını görmekteyiz. Bu kullanımlardan bir kısmı, bilgisizliğin sonucu olabilirse de önemli bir kısmı bilinçli yapılmaktadır. Aslında bu tutum, batılı araştırmacılarda ve politik çevrelerde, stratejik amaçlarla yapılmaktadır. Mesela İran’daki “ İslam devrimi”nden sonra, İslamcı akımlar, İran örneğinden hareketle,  geri kalmışlık, gericilik, şiddet yanlısı ve şekilcilik olgusu olarak kabul edilmiş ve Fundamentalizm kavramıyla tanımlanmıştır. Bu durumda, Liberalizm, Çağdaşlaşma ve Modernleşme’nin zıddı bir tutum olarak görülmüştür. Kavrama bu olumsuz anlamların yüklenmesindeki asıl amaç, İslam ve Müslümanlar hakkında bu olumsuz anlamları zihinlere yerleştirmek, İslam’ın gerçek çehresini karalamak ve İslam’ı sorgulamaktır. Üstelik bazı batılı yazarların Müslümanlara karşı önyargılı ve düşmanca tutumları, kavramı İslam’ı ve Müslümanları tanımlamak için daha fazla kullandıklarını görmekteyiz. Hatta bazıları Müslüman toplumlarda son derece marjinal, aşırı grupları tanımlamanın ötesinde, onların faaliyetlerini abartarak İslam’ın kendisini ve Müslümanların tamamını Fundamentalist olarak gösterme gibi planlı ve ideolojik bir tavır içerisine girmiştir. Uluslar arası politik arenada da bu durumu haklı gösterebilmek için, Müslümanlar arasında sürekli çatışma noktaları oluşturmaya çalışmaktadır. Bugün artık Batı, sindirilmesi veya yok edilmesi gereken bir olgu olarak gördüğü İslam’la baş edebilmek için onu tek bir blok veya cephe olarak karşısına almaktan vazgeçmiş görünmektedir. Onun yerine İslam’ın yayılmasının önüne geçebilmek için, “ İslam’ı/Müslümanlar’ı kendi içerisinde çatıştırmak” şeklinde yeni bir stratejiyi uygulamaya koymuştur. Bunun sebebi İslam’ı sürekli buhran kaynağı gösterip batı toplumlarında ilgi ve cazibe merkezi olmaktan çıkarmaktır. Bir başka husus da İslam’ın entelektüel boyutunun öne çıkmasına engel olmaktır. İslam’ın Batı toplumlarında en çok yayılan dinlerin başında gelmesi, Hrıstiyanları ve politik çevreleri endişelendirmektedir. Çünkü Batı toplumlarındaki ahlakî ve manevi buhranı sona erdirebilecek güçlü, ahlakî bir doktrine sahiptir. Batı medeniyetinin çağın problemlerini çözmede yetersiz kaldığı ve bilimsel gelişmelerin insanlığın zararına kullanmasına engel olacak dini-ahlaki temelden yoksun olduğu  itiraf edilmektedir. İslam’ın bir alternatif olarak öne çıkmasını gizlemek isteyen Oryantalist bakış açısı, İslam’ı, kendi tarihsel gerçekliğine ait olmayan batıya ait şiddet içerikli, seçmeçi ve önyargılı kavram/kavramlarla tanımlamakta söz birliği etmiş gibidir. Hatta 11 Eylül’den sonra  Müslümanlara Fundamentalizm gömleği giydirilerek toptan sanık sandalyesine oturtulmak istenmektedir. Hristiyanlık, Yahudilik, Hinduizm, Budizm ve diğer bütün dinlerde Fundamentalist yaklaşımlar ve gruplar olmasına rağmen, nadiren Hrıstiyan Fundamentalizmi, Hindu Fundamentalizmi, Yahudi Fundamentalizmi adıyla makale ve kitaplar yazılmaktadır.  Fundamentalizm, özellikle de şiddet boyutlu ve dini fundamentalizm, sadece İslam toplumunda görülen bir olgu olmayıp başka dinlere mensup toplumlarda da, sık sık rastlanan, evrensel bir olgudur. Mesela İrlanda'da Katoliklerle Protestanlar arasında, Güney Kore'de Hindular, Japonya'da Şintoistler arasında yaşananlar ve Filistinlilere  Yahudilerce yapılanlar dini şiddet hareketlerinin en bariz örnekleridir.  Türkçe'de konuyla ilgili araştırmalar, genelde batılı araştıramaların etkisi altındadır. Kökencilik (Fundamentalizm), Arapça, İngilizce ve diğer dillerde olduğu gibi Türkçe’de de sorunlu bir kavramdır. Bu yüzden, kavramın Türkçe’ye ve Arapça’ya çevirisi ve kavrama yüklenilen anlamlar, başka bir dünya görüşüne ait bir kavramsallaştırmayı, çatışmacı içeriğiyle ve farklı çağrışımlarıyla Türkçe ve Arapça’ya aktarılmasına sebep olmuştur. Hatta asıl çerçevesinin dışına çıkarılarak yeni bazı anlamlar yüklenmiştir. Bunlardan daha önemlisi, kavramın radikalizmle eş anlamlı kullanılmasıdır. Radikalizm, güç kullanma dahil, bütün yolları meşru görerek dinde, bilimde, politikada, kurulu düzende köklü değişimleri talep eden daha çok politik tutumu ifade eder. Bu kelime, Türkçe’ye Köktencilik olarak çevrilmektedir. Fundamentalizm kavramı ise, dilciler tarafından Türkçe’ye doğru bir şekilde henüz çevrilememiştir. Türkiye’de görsel ve yazılı medya, sosyolojik, politik ve dini araştırmalar, Fundamentalizm kavramını, Köktencilik, Köktendincilik, Dincilik veya benzeri anlamlarda çok sıkça ve yanlış olarak kullanmaktadır.  Fundamentalizm kelimesinin etimolojik yapısı göz önüne alınarak, Kökencilik, Temelcilik ya da Katı Muhafazakarlık olarak çevrilebilir. Böyle bir çeviri, “köklere ve asıllara dönmeyi” veya “köklere bağlı kalmayı” talep eden epistemolojik bir tutumu  karşılama konusunda daha tutarlıdır. Ama başka kültürel ortamda ortaya çıkan tutum ve tavırları, dini toplumsal hareketleri belirlemek için oluşturulmuş kavramsal tanımlamaların bir başka dile çevirisinde, ne kadar iyi çevrilirse çevrilsin, anlam kayması, anlam daralması veya anlam genişlemesi ya da anlam değişmesine uğrayacağından, sorunsuz olamayacağını akıldan çıkarmamak gerekir. Fundamentalizm de,  çeviri ile yabancı dillerden giren diğer kavramlar gibi, anlamı belirlenmiş, herkesçe kabul edilen güvenilir bir kavram değildir. Kavramın dini literatürümüzde anlamının netleşmesi ve güvenilirliğinin sağlanması için Türkçe’ye Kökencilik veya Temelcilik olarak kazandırılması daha uygundur. Fundamentalizm, radikalizm ve diğer ithal kavramlar, İslami tecrübeden değil, dışardan alınmış olduklarından objektif  ve ilmi olmaktan uzaktır. Bununu önüne geçebilmek için  tarihi tecrübemizde karşılığı olan ve kültürümüze yabancı olmayan kavramlar kullanılmalıdır. Yani modern dönemde İslam’la, İslam’ın temel kaynaklarıyla  ve  Moderniteyle olan ilişkilerimizi, tecdid, yenilenme, cedidcilik, ihya, İslamcılık ve islah gibi kültürümüzde delaletli olan kavramlarla tanımlamak ya da yenilerini üretmek durumundayız. 
  1. Kökenci tutumların modernizme bir reaksiyon olarak ortaya çıktıkları söylenebilir mi?
 Evet, söylenebilir. 20.Yüzyılın başlarında giderek güçlenen bu  tutum; temelde, sosyal hayatın dini ve dini olmayan alanlarında yaşanan moderniteye bir tepkidir. Bu hareketin önderleri, temel esaslarını (Fundamentals) belirlerken Seküler Modernizm, Liberal Protestanlık ve onun sebep olduğu bütün ahlaki ve siyasi yozlaşmalara  ve özellikle de Darwin nazariyesine savaş açtılar. Aslında Fundamentalizm, Modernizm ve Liberalizm kavramları, Hrıstiyanlığın farklı kesimlerinin İncil ile ve moderniteyle ilişkilerinin belirlemek  üzere üretilmiş yeni kavramlardır. Liberal Protestanlık, bilimsel bilgiyi öncelemiş, Kitab-ı Mukaddes’i tarihsel ve edebi yönden ağır bir şekilde eleştirmiştir. Fundamentalizm ise, bilimsel bilgiye dayalı olarak Hrıstiyan değerlerinin yeniden üretimine karşı çıkmış, Kitab-ı Mukaddes’in hatasızlığını ve yanılmazlığını savunarak tam tersi bir yaklaşım benimsemiştir. Modernizm ise, Hrıstiyanlıkta Katolikliğin dini esaslarının ve dogmalarının modernliğin gerçekleriyle uzlaştırılmasını ya da birleştirilmesini savunuyordu. Bu tutum da Hrıstiyanlığın geleneksel değerlerinin ve dogmalarının tarihsel tenkidini içeriyordu. Hatta daha sonra bu yaklaşım, Hrıstiyanlığın geleneksel dünya görüşünü kabul eden ve onu korumaya çalışan Fundamentalizm karşıtı bir söyleme dönüştü. Son zamanlarda pek çok araştırmacının da dikkat çektiği gibi, Batı’ya ait bu yaklaşımlar, tamamen farklı olup bir kopuşu ifade eder. Bizde ise Fundamentalist ve Modernist olarak tanımlanan  kişileri birbirinden tam olarak ayırabilmek mümkün değildir. Çünkü bizim kültürümüzde, monolitik bir yapı, tek tip kökenci bir tutum veya tek tip modernist bir tutum yoktur. Dahili farklılıklar ve çeşitlilikler vardır. Farklı politik şartlar, Hilafetin kaldırılmasından önceki yenilikçi-ihyacı tutumların, hilafetin kaldırılmasından sonrakilerden farklı olmasını gerektirmiştir.

İslam dünyasındaki kökenci tutumlara bakıldığında, ortaya çıkış sebepleri ve sonuçları itibariyle bazı bakımlardan benzerlikler görülmekle beraber, daha  karmaşıktır. Bizde Kur’an ve Sünnet’e dönerek İslam’ı ihya ve dini düşünceyi yenileme fikri yeni ve modern bir olgu değildir. Bizim dini kültürümüzde kökenci tezahürler, İslam toplumlarının siyasi ve toplumsal buhranların ve dış güçlere karşı yenilgilerin yaşandığı dönemlerde, dinî düşüncede yenilenmeyi savunan alim/alimler sınıfı hep olagelmiştir. Entellektüel düzeyde  karşı karşıya bulunulan sorunları aşma konusunda bir köke ve asla dönmeyi önerdikleri için, bir tür epistemolojik kökenci tutumun savunucuları olarak görülebilirler. Bizdeki ihya hareketleri daha çok yabancı kültürlerin İslam kültürü ve kimliği üzerindeki olumsuz etkilerini önleyebilmek için sade ve sahih bir İslam anlayışına dönmek olarak kendini gösterir. Başlangıçta yabancı kültür ve felsefenin olumsuz tahribatına karşı yapılırken, Osmanlının orta ve son dönemlerinde daha çok yozlaşan tasavvûfî anlayışı islah ve ahlakî alanda yenilenme girişimleri olarak  başlatılmıştır.

Batılılar tarafından sömürgeleştirme teşebbüsleri ve İslam dünyasının batı karşısındaki mağlubiyeti, Müslümanların kendi kültür ve dini değerlerini sorgulamasına  ve  modern dönemde kökenci tezahürlerin/selefi tutumların güçlenmesine sebep olmuştur. Yenilginin sebebi Kur’an ve Sünnet’ten, yani sahih İslam anlayışından  ve yaşayışından uzaklaşmada görülmüştür. Çözüm olarak, Kur’an ve Sünnet’e veya bunların öncülüğünde kurulmuş idealleştirilen bir hayata dönmek fikri önerilmiştir. Bu dönemde kökencilik iki ayrı minvalde gelişmiştir. Bir tarafta aydınlanma sonrası üretilen batılı değerlere ve Batı sömürgeciliğine karşı çıkıp geleneksel İslamî değerlere ve ilk dönem İslamî hayata dönmeyi öneren muhafazakar kökencilik gelişirken, diğer tarafta Batı’nın ürettiği değerlerin İslam’a uygunluğunu gösterebilmek için geleneğin eleştirisini yaparak Kur’an ve Sünnet’i çağdaş batılı değerler ve bilimsel yöntemler doğrultusunda yeniden yorumlayan özgürlükçü ve akılcı bir tutum gelişmiştir. Kökencilik, İslam dünyasında son yüzyılda yaşanan ideolojik ve seküler modernizm teşebbüslerine ve despotik Laiklik anlayışına karşı,   ideolojik ve tepkisel yönleri ağır basan siyasal İslamcı bir harekete dönüşmeye başlamıştır.

S. Sayyid’in de belirttiği gibi, Fundamentalizm, çağdaş dünyanın  özelliklerinden birisi olup sadece Müslümanlara özgü değildir. Ancak bugün örnek olarak hep İslamcı Fundamentalizm sıcak ve canlı tutulmak istenmektedir. Hatta İslam siyasi ve ideolojik kökenciliğin metaforu haline getirilmeye çalışılmaktadır. Çünkü 80’li ve 90’ı yıllarda Fundamentalizm  büyük dünya dinleriyle ilişkili bir fenomen olarak düşünülebilirken, 11 Eylül sonrasında İslam aleyhtarı yayınların artmasıyla şiddet yanlısı Fundamentalizm, İslam’ın bir özelliği olarak takdim edilmeye başlanmıştır. Öyle ki, aşağılama ve küçümseme imgesi olarak kullanılan  Fundamentalizm kelimesi yerine, İslam konulmak istenmektedir. 

 
  1. Kökenciliğin Selefilikle ilişkisi hangi düzeylerde söz konusu olabilir (politik, dinî, felsefi, kelami ve epistemolojik) ?

Bu ilişkiye geçmeden önce, Selefiyye kavramının Arapça’ya Usûliyye olarak geri dönüşünün serüveni ile ilgili kısa bir bilgi vermekte fayda var. Cabiri’nin tespitine göre, İslam dünyasında Afgani, Abduh ve Reşid Rıza’nın dini düşüncenin yenilenmesine yönelik Selefî tutumlarını tanımlamak için Batı’da  Selefiliğe karşılık, Traditionalism (Gelenekçilik) veya Nationalisme Islamique ( Ümmetçi İslam) gibi kelimeler kullanıldı. Bu kavramlar yeterli  bulunmadığından Enver Abdülmelik, 1950’li yıllarda yayımladığı bir eserinde Afgani ve Abduh hareketinin muhtevasının İngilizce’ye Fundamentalizm olarak çevrilmesini önerdi ve Batı’da büyük kabul gördü.  Ancak Arap mütercimler, daha sonra bu kavramı, Arapça’ya Usûliyye kelimesiyle çevirdiler. Böylece Selefilik, Usûliyye olarak geri döndü. Aslında büyük bir hata yapılmış oldu. Çünkü ne geçmişte ne de günümüzde bu şekilde isimlendirilen bir cemaat veya hareket bulunmamaktadır. Şia’da bulunan Usûlîlik ise, Şiî kökencileri olarak bilinen Ahbarîliğe muhalif tutum takınan akılcıları ifade eder.

Kökencilik (Fundamentalizm) kavramını tanımlamada yaşanan sorunlar Selefilik için de geçerlidir. Mezhep olarak sunulmaya çalışılsa da, Selefilik bir mezhep değildir. Genel olarak, geçmişin belli bir döneminde üretilen “ kitap ve sünnetin öncülüğünde ilk nesillerce oluşturulan sahih din anlayışının” şimdiye ve geleceğe taşımayı hedefler. Aslında geçmişten gelecek tasavvuru oluşturma teşebbüsüdür. Sahabe, tabiin ve bir sonraki neslin, İslam’ı anlama, açıklama, yorumlama, anlamlandırma ve yaşama konusunda model olarak gösterilmesi ve bu modelin korunmasına yönelik gelenekçi-muhafazakar bir tutumu ifade eder. Bu boyutlarına bakılırsa, toplumsal ve siyasi yönlere sahiptir. Bu tutumun, İslam kültüründe erken dönemden itibaren farklı yansımaları vardır. Bunların ortak yanı, Kitap ve sünneti anlamada, metin merkezli (nasscı) veya lafızcı-literal bir yaklaşıma bağlılıklarıdır. Böyle bir epistemolojik tavrı benimseyenlere Nasscı-Muhafazakar veya Gelenekçi-Muhafazakar zihniyet denebilir. Bu çizgi, Ahmed b. Hanbel,  İbn Teymiyye ve Muhammed b. Abdilvehhab yoluyla Hanbeli Selefiliği olarak günümüze taşınmış, Vehhabilik olarak da siyasal bir harekete dönüşmüştür. Geçen yüzyılda Hindistanda ortaya çıkmış olan  Ehl-i Hadis ve Ehl-i Kur’an hareketlerin de Selefîliğin gölgesinde gelişen hareketler olduğu söylenebilir. Selefilik, Vehhabiler tarafından sahiplenilmekte ve sahihliğin dayanağı olarak kullanılmaktadır. Teolojik yapı olarak Selefiliği kurmaya çalışan ve temel öncüllerini belirleyen ilk kimselerden birisi Gazali’dir. Ancak ona asıl teolojik muhtevasını kazandıran İbn Teymiyye’dir. Modern dönemde Selefilik, farklı boyutlar kazanmıştır. Çeşitli mezheplerde ve şahsiyetlerde öne çıkan epistemolojik bir tavır olmaktan çıkıp çok daha geniş politik ve teolojik anlamlar kazanmıştır. Modernizm öncesi ve sonrası islahat hareketlerin din söylemleri üzerinden Kökencilikle Selefiliğin ilişkisi analiz edildiğinde, bu ikisini birleştiren en önemli nokta, Fazlurrahman’ın kavramsallaştırmasıyla, “esasa bağlılık” veya “ asla/asıllara bağlı kalma” anlayışıdır. Her ikisinde de,  ortak bir epistemolojik tutum vardır. Bu, dini kimliğin ve dini hayatın sahihliğini, bu esaslara bağlı kalarak devam ettirmek anlamına gelmektedir. Vehhabilerin, kendilerinden önceki asırlardaki otoriteleri aradan kaldırarak doğrudan Kitap ve Sünnet’e gitmeleri, onları anlarken lafızlar üzerinde yoğunlaşmaları ve kıyası reddetmeleri, tam bir temelci tutum örneğidir. İdealizimle ve politik amaçlarla birleştirilmesiyle, tıpkı Haricilikte olduğu gibi radikalizme dönüşmüştür. Bugün bu Selefilik, Vehhabî –Suudî Selefiliği ve Cihadî Selefiliği olarak yol ayrımına gelmiştir.  Bununla birlikte modern dönemde, Selefilik,  Vehhabîğin sınırların aşan ve çoğu kere İslam dünyasında son iki yüz yıllık yenilikçi islahat hareketlerinden tutun da  günümüzdeki radikal hareketlerin tamamını kapsayacak şekilde geniş bir anlam dünyası vardır. En genel anlamda Fundamentalizme yüklenen anlamlar, aşağı yukarı Selefiliğe de yüklenmektedir. Ancak “asla/asıllara dönüşten” daha çok “asla/esaslara bağlı kalma” tutumu olarak  Selefiliğin iki farklı cephesi vardır. Bunlardan birincisi, bugünkü ahlakî yozlaşmanın, toplumsal bozulmanın, dışarıda sömürgeciliğe içeride zalim yönetimlere karşı durabilmenin yolu olarak Kur’an ve Sünnet’e dönme çağrısı yapan Nascı-muhafazakar kesim. İkincisi ise, bütün bunlardan kurtulmanın yolunun Kur’an ve Sünnet’ten hareketle İslam düşüncesini yeniden üretmeyi hedefleyen, tarihsel süreçte oluşmuş geleneğin düzeltilmeye muhtaç yanlırını düzeltmeyi hedefleyen akılcı ve liberal kesim. Birinciler günümüzde toplumsal siyasi tabana sahipken ikinciler böyle bir tabandan yoksundur. Bunların öncüleri arasında  Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Mehmet Akif Ersoy, Elmalı Hamdi Yazır ve diğerleri bulunmaktadır. Günümüzde Kur’an’a dönüş talepleri bireysel kalmaya devam etmektedir. Bunun en güçlü temsilcileri Fazlurrahman ve Hüseyin Atay’dır. Kur’an’la aralarındaki bütün otoriteleri kaldırıp, Kur’an metnine dayalı olarak yeni hükümler çıkarmaları onları, bu konuda çağdaşlarından farklı kılmaktadır. Nascı-Muhafazakar ve Akılcı-Liberal’in İslam’ı anlama teşebbüsleri teolojik ve politik çerçeveye konulabilir. Çünkü her ikisi de, Kur’an veya Sünnet’ten hareketle itikadı hurafe ve bidatlerden arındırmaya, batı sömürgeciliğine karşı durmaya, moderniteyle yüzleşmeye ve modern dünyada İslam kimliğine yer açmaya çalışmaktadır. Ancak, bütün bunlara rağmen, gerek Fundamentalizm ve gerekse Selefilik, uzun tarihi tecrübemizde ve günümüzde ortaya çıkan gelenekçi ve yenilikçi şahsiyetlerin ve hareketlerin tamamını karşılamakta yetersidir. Günümüzde Müslümanların moderniteyle, dinle ve batıyla ilişkilerini tanımlarken kendi kültürümüzde bulunan daha özgün ve güvenilir  kavramları kullanmak, eğer yoksa yenilerini üretmek Müslüman araştırmacıların tarihsel yükümlülüğüdür.  
Takvim
Saat