Üyelik Girişi
Başlıklar
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam129
Toplam Ziyaret464992

İslam'da Organ ve Doku Nakli

 

 İslam'da Organ ve Doku Nakli Açık Oturumu

Takvim Gazetesinde, Prof.Dr. Hasan Onat, Prof.Dr. Sönmez Kutlu, Prof.Dr. Kamil Çakın ve Prof.Dr. Recai Doğan'ın katılımıyla  dört ayrı konuda  açık oturum gerçekleştirildi. Bunlardan birisinde İslam'da Ogan ve Doku Nakli tartışıldı

Cuma sohbeti:

Yöneten: Şerife ÜSTÜNER

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Profesörleriyle, organ naklini tartıştık:

- ORGAN NAKLİNDE VE BAĞIŞINDA DİNEN SAKINCA YOK

- İSLAM, İNSANIN YARARINA OLAN YENİLİKLERİ TEŞVİK EDER

- İSLAM, İNSANIN YARARINA OLAN GEN TEKNOLOJİSİNİ ENGELLEMEZ

- İSLAM, SAĞLIK AMAÇLI ESTETİĞE KARŞI ÇIKMAZ

 

*Organ naklinin dinen caiz olmadığı yolundaki söylentiler, Türk halkının organlarını bağışlamada isteksiz olmasına yol açıyor. Peki, gerçekten İslam dini, organ nakline karşı mı? Bilim adamları, İslam’ın, organ, doku nakli gibi vücut bütünlüğüne yönelik operasyonlara nasıl baktığını ortaya koydu: İslam, organ nakline karşı değil.

Hasan ONAT: İslam dini, insanın en iyi şekilde insanlığını gerçekleştirebilmesi için araç niteliği taşır. Din, insan hayatına anlam kazandırır. Din, insan sağlığının korunmasını ilke olarak almıştır. Dinin pek çok unsuru, insan sağlığının korunmasını öne çıkartır. Peygamberimiz der ki; beş şey gelmeden, beş şeyi koruyun; Fakirlikten önce  zenginliği, meşguliyetten önce boş vakti, hastalıktan önce sağlığı koruyun, ihtiyarlamadan önce gençliğe dikkat edin. Ölümden önce hayatın kıymetini bilin. Bunlar peygamberin uyarıları. Temizlik imandandır diyor peygamberimiz. Temizliğin dinle ne alakası var diye düşünebilirsiniz, ama temizliğin olmadığı yerde sağlık olmaz. Sağlığın olmadığı yerde de din, sağlıklı bir ortam bulamaz. Bu durumda, dinin temel unsurlarından birisi, aynı zamanda insanın sağlıklı olmasına da ciddi manada katkı sağlıyor.

Esas olan, insanın sağlığını korumaktır

Şerife ÜSTÜNER: Teknoloji geliştikçe, organ ve doku nakli gibi değişik konular gündemimize girebiliyor. Bunların nasıl yorumlanması gerekiyor?

Sönmez KUTLU: Kuran-ı Kerim’de, ‘Kim cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur. ( Maide, 32) deniliyor. İnsan, muhterem bir varlıktır. Dolayısıyla bu muhterem varlığa diriyken de, öldükten sonra da gerektiği şekilde saygı gösterilmesinden bahseder. İnsanın herhangi bir uzvuna gereksiz yere zarar verilmemesini ister. Ölmüş olan birinin azaları üzerinde de hiçbir gerekçe yokken herhangi bir müdahalede bulunulmamalı. Yani, öylece gömülmesi gerekiyor, ama insan sağlığına fayda sağlayacaksa başka bir insanın hayatında kurtarıcı fonksiyon görecekse durum farklılaşıyor. Kendi rızası alınmak şartıyla. Asıl olan insanın sağlığını, canını korumak. İnsanın yaşamasını sağlamak. Yaşamak her zaman ölümden daha iyidir. İslam’ın temel felsefesi budur.

Recai DOĞAN: İslam’ın sağlığa bakışı bugünkü koruyucu hekimlik denilen şey. İslam, hastalanmadan önceki tedbirlerin alınmasıyla ilgili temel ilkeleri getiriyor. ‘Hastalanmış ise bunun çaresini bulması gerekir’ diyor. Organ nakli de bu şekilde değerlendirilmeli. İslam’da asıl olan, hayattır, yaşamaktır, hayatı korumaktır.

Yaşamayı tercih edeceksiniz

Hasan ONAT: Yaşamayı tercih etmek zorundasınız. Yaşamınız için gerekiyorsa, eski alimler, zorunluluklar, yasakları mübah kılar demiştir. Yaşamak için bir şey yemek zorundasınız. Domuz eti haram kılınmıştır. Ama yaşamak için onu yemeniz gerekiyorsa yersiniz.  Bu Kuran-ı Kerim’de de bu şekilde geçiyor. İnsan ölüyor, toprağa gömülüyor. Beden çürüyüp gidiyor. Pek çok insan, öldükten sonra dirilmede bu ne olacak? Kalbi, böbreği başkasına verilirse bir sorun olur mu diyor. Din açısından bakarsanız, bir başka insanı yaşatabilmek için ölen kişinin organlarının başkasına verilmesinde dinen herhangi bir sakınca yoktur. Bu, ahiret inancına da halel getirmez. Organ naklini alan insan günah işlese ona da günah mı gelir? Bunun alakası yok. Her şeyden önce günah, bilinçli olarak, kendi çabasıyla eylemlerle ilgili bir hadisedir.

Nakledilen organ suçlu olamaz

Şerife ÜSTÜNER: Suçlunun kalbi, bir başkasına nakledildi? O kişi de bu kötülüğü almış mı olacak?

Hasan ONAT: Hiç alakası yok. Burada esas olan şu: Kalbin işlevi nedir? Vücutta kan devrini sağlamaktır. Yani, kalp bizatihi iyi ya da kötü olmaz. Esas olan o kalbi taşıyan insanın kendi iradesiyle yaptığı eylemlerdir. Yani, kalbin burada suçu günahı olmaz.

Organı bağışlayana da zarar vermemeli

Sönmez KUTLU: Organ, doku nakli yeni bir durumdur. Bu konularda asıl olan hastalık durumu ve tedavi amaçlı  olması. Örneğin, aile fertlerinden birisi, eğer doku uyuşuyorsa, lösemi hastası çocuğu için organını bağışlayabilir. Karşı tarafı kurtarmaya yönelik olabilir. Asıl amaç, hastalığın tedavisidir. Kuran’da “Size isabet eden pek çok hastalık vardır, ama bunların büyük bir kısmını Allah afiyete kavuşturur” der. Bu, hastalıkların bir şifası vardır demektir. Onun için hastalıktan kurtulmak İslam’da bir görevdir. Hastalık durumunda bir Müslüman’ın doktora başvurmasının, hastalığına çare bulması, dini bir vecibedir. Böyle bir vaka varsa, karşı tarafı kurtaracaksa ve veren kişiye zararı yoksa faydalıdır. Burada önemli olan, verenin kendi rızasıyla, satmaksızın yapması. Kendi bedenine Allah’ın emaneti olarak sahip olduğu için onu satmaya hakkı yok.

Recai DOĞAN: Organ bağışının azlığında 4 engel nokta görüyoruz. Birincisi; dini ilkeler. Burada ciddi bir bilgisizliğimiz var. İkincisi; zihin ölümü: Hastanede babanız yatıyor. Gözleri bakıyor, kalbi atıyor, ama doktor diyor ki; zihnen ölü. Üçüncüsü; organlarının mafyaya satılacağı kaygısı. Yani güvensizlik. Dördüncüsü de; vücut bütünlüğünün bozulması. Bu da halkı kaygılandırıyor.

Şerife ÜSTÜNER: Benim kolum bir başkasına nakledildi. O kol ile suç işledi.

Recai DOĞAN: Burada esas olan iradedir. Ben silahı çıkarttım. Sizi vurdum. Sizi vuran elim mi, benim verdiğim karar mı. Bu eli kaldırmayı ben istiyorum. Bazıları, ‘bu eli kaldırmayı sağlayan kas gücünü, nakledilen kol vermektedir’ diyorlar. Burada önemli olan şey, kararları kendi iradesiyle veriyor. Suçlu olan o organ değil, sizin zihniniz.

Organ bağışının önünde engel yok

Hasan ONAT: Organ bağışının Türkiye’de bu kadar az olmasının önündeki birinci sebep bilgisizlik. Dinin ne dediği konusunda bilgileri yok. Bu da organ bağışının bu kadar az olmasına yol açıyor. Oysa dinen organ bağışının önünde herhangi bir engel yok. Önemli olan organ bağışında bulunacak kişinin sağlığıdır. Canlı birisinden alınıyorsa, insanın yaşam kalitesini aşağı çekmemek lazım. Beyin ölümü gerçekleşmiş kişiden alınacaksa kuşkuya yer vermeyecek şekilde beyin ölümünün ne olduğu, nasıl gerçekleştiği insanlara anlatılmalıdır. Eğer bu anlatılırsa organ bağışının önünde dinen bir engel olmadığını insanlar çok daha kolay bilebilirler ve organ bağışı yaygınlaşabilir. Çünkü, bu bağışlanan organlara herkesin ihtiyacı olabilir bir gün. Gün gelecek hepimizin böyle bir şeye ihtiyacı olabilir. Onun için bunu daha sağlıklı çerçevede değerlendirmek, Türkiye’deki organ bağışının önündeki engelleri kaldırabilir.

Sönmez Kutlu: Organ nakli, tek çözüm yolu değil, yöntemlerden biri olarak görmek lazım. Genetik biliminin ilerlemesi, artık organlar üretilebileceği ümitlerini doğuruyor .

Şerife ÜSTÜNER: Estetik amaçlı doku nakilleri oluyor. Vücudunun bir bölümünden alınan kası, başka bölgesine nakledebiliyor.

Sağlık amaçlı estetik olabilir

Sönmez KUTLU: Burada insanın vermiş olduğu doku sonucunda dış görünüşüyle küçük düşürücü veya komplekse kapılacak noktaya düşmemesi esastır. Diğer taraftan alacak kişi de, bir hastalık olarak görülüyorsa estetik amaçlı alıp koyabilir. Sırf estetik amaçlı şekil verilmesinin sonu yok. İnsanın her anı güzeldir, her anı muhteremdir.

Şerife ÜSTÜNER: Örneğin, burnundaki kemiği beğenmeyip aldırıyor. Bu vücut şeklini bozmak dinen sakıncalı mı?

Sönmez KUTLU: Bir bozukluk varsa normaldir.

Hasan ONAT: onu yaptırdığında daha mutlu olacaksa din bunu yasaklamaz, ama unutmamak gerekir. Esas olan insanların kendisiyle barışık olmasını sağlamaktır. Her insan bir yerinden şikayetçi olabilir, bunun da sonu gelmez. Burada şekil değişikliğinden önce o insanın kendisiyle barışık olmasını temin etmek gerekir. Eğer psikolojik sorunlar oluşturuyorsa, ciddi takıntılar oluşturuyorsa o zaman zaten tedavi amaçlı yapılması gerekir. Orada da sorun çıkmaz.

Sönmez KUTLU: Estetik amaçla yaptıranlar, bir süre sonra tekrar yaptırmak zorunda kalıyor. Bu da insanlar için bir süre sonra kendisiyle barışık olmayan bir psikoloji yaratıyor.

Estetikte fanteziye kaçılmamalı

Şerife ÜSTÜNER: Vücuda, slikon, botoks gibi başka bir şey enjekte etmek nasıl yorumlanmalı?

Recai DOĞAN: Temel ilkelerle hareket etmek lazım. Peygamberimiz, topluma çıkmadan önce aynaya bakarmış, yüzünü, elbiselerini düzeltir çıkarmış. Bir mezar eşilirken eğri gördüğü bir yeri işaret edip, ‘şurayı da alın’ diyor. Soruyorlar, ‘Resulullah bunun bir şeyi mi var’ diye. ‘Onun için yok, ama bizim için var’ diyor. Estetik diye bir şey var. Allah, güzeldir, güzelliği sever diyor. İnsanları güzel yaratmıştır diyor. Ama insan fantezi türüne geçmeye başlarsa sonuçta aşırılıklar başlar.

Hasan ONAT: Esas olan ruh güzelliğidir. İnsanın kendisini arındırmasıdır. İnsanın uzvuyla alakalı sorunu hakikaten psikolojik olarak onu rahatsız eden sorun haline geldiyse, tedavinin bir parçası halinde olursa din buna karşı çıkmaz. Yoksa ticari amaçlı aşırılıklara izin verilmesi en azından israftır.

Kur’an, insana madde üzerinde tasarruf hakkı veriyor. Kök hücre buluyor, bir takım organları yapabiliyorsa bu dinin teşvik edeceği bir şeydir. Binlerce insan karaciğer bekliyor. Kök hücreden karaciğer üretirseniz insanlara faydalı olursunuz. Dinin buna diyeceği bir şey yok. Din, insanların yararına olan hiçbir konuda engelleyici duruş sergilemez. Organ nakli insanların yararınaysa, kök hücreden insanın yararınaysa din bu konuda niye üretiyorsun diye sormaz. Üretmeni teşvik eder. Genel kural, insanın sağlıklı  olmasıdır.

Yorumlar - Yorum Yaz
Takvim
Saat
 Türk Müslümanlığı Üzerine Yazılar


Güncel Dini- Siyasi Meseleler Üzerine Yazılar



Selefiliğin Fikri Arkaplanı