Üyelik Girişi
Başlıklar
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam45
Toplam Ziyaret451763

İslam ve Barış Oturumu

Cuma sohbeti: Yöneten: Şerife ÜSTÜNER

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi profesörleriyle “İslam ve barış”ı tartıştık. Son dönemde sıkça karşımıza çıkan, “cihat” çığlıkları, “canlı bomba”ların, İslam’daki yerini bulmaya çalıştık.

“İSLAM’DA ESAS CİHAT, KURAN’IN ÖZÜYLE YAPILIR”
“CANLI BOMBA, KURAN’IN RUHUNA AYKIRI”
“ŞİDDET İÇN AYETLER CIMBIZLANIYOR, İŞLERİNE GELDİĞİ GİBİ KULLANILIYOR”
“SAVAŞ, İSLAM’DAN DEĞİL, SOSYOLOJİK KÜLTÜRDEN BESLENİYOR”
“TARİHSEL SÜREÇTE, İSLAM’DA ‘ŞİDDET KÜLTÜRÜ’ OLUŞTU”


Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi profesörlerinden Hasan Onat, Recai Doğan ve Sönmez Kutlu’yla, sonuncu sohbeti “İslam ve barış”a ayırdık. Ortalığın kan gölüne döndüğü Müslüman ülkelerde, İslam’ın emirlerinin gerçekten savaşı teşvik edip etmediğini tartıştık. Ve “ortak akıl”, yine, İslam’ın şiddeti kesinlikle benimsemediği yönünde. Örneğin, Allah uğruna cihat için canlı bomba olup hem kendi hayatını, hem de onlarca insanın hayatını kaybettiren “canlı bomba”ların İslam’da yeri var mı? Okuyun, yanıtları detaylarda bulacaksınız.

Hasan ONAT: İslam, insanların güven içinde yaşayabilecekleri, adaletin egemen olduğu ahlaklı bir toplumu hedef alır. Bu toplumun gerçekleşebilmesi için bireylerin insanca yaşayabilecekleri seviyede bilgi donanımına sahip olmaları, sağlıklı bir değerler sistemi geliştirmeleri ve bu çerçevede  Kuran’ın öngördüğü, ahlaklı bir toplumsal yapıyı gerçekleştirmeleri gerekmektedir. ‘İslam’da cihat, şiddeti, terörü besleyen ana damarlardan birisini oluşturur’ deniyor. Kuran’ın kurucu ilkeleri bağlamında ele alırsanız İslam’ın cihadı daha özel anlamda kullandığını, savaşı ancak barış için mübah gördüğünü, barış için cihada izin verdiğini görürsünüz. Müslüman insan, sadece can güvenliği açısından, güvenliği tehlikeye girdiği zaman, barış ortamını sağlayabilmek için savaşabilir. Onun dışında İslam herhangi bir savaşa izin vermez.
Şerife ÜSTÜNER: Şu anda dünya coğrafyasında en çok savaşın olduğu ülkeler İslam ülkeleri. Bu çelişki nereden kaynaklanıyor?
Hasan ONAT:  Bunu insanlığın gelişme trendine bakarak daha kolay algılayabiliriz. Bir zamanlar en güvenli bölgeler Müslümanların yaşadığı bölgelerdi. Şu anda batı yeni bir uygarlık yarattı. Müslümanların yaşadıkları bölgeler ise en sıkıntılı bölgeler. Doğrudur, ama bunun sebebi üretimin olmayışı, okuma yazma bilmeme, cehaletin yaygınlığı, sömürünün hakim oluşu. Din, insanlara üretimi teşvik eder, geri kalmışlığı değil. Buna rağmen Müslümanlar böyleyse, bunu dinin ötesinde sosyolojik gerçeklerde aramak gerekir.
Sönmez KUTLU: Şiddet sadece Müslüman toplumlara has bir olgu değil, ama yoğunluklu olarak şu anda Müslümanlar bununla karşı karşıya. Sosyal koşullara göre şiddet, dinle  temellendirilebiliyor. Din, şiddeti besleyen unsur haline dönüştürülebiliyor. Meşruiyet aracı olarak kullanılabiliyor. Müslüman toplumların içinden çıkan şiddeti haklı kılan İslam değil, onların içine düştükleri siyasi ve sosyal bunalımdır. Sömürgecilik hareketleridir. Bu insanlar kendilerini dinle irtibatlandırıp meşrulaştırmak istiyorlar.
O zaman cihat nedir onu açmakta fayda var. Kuran’ı Kerim’de cihat kelimesi sadece savaş anlamında değil, Allah yolunda iyilik yapmaya yönelik her çeşit gayreti  ifade eder. İşin silahlı olarak yapılan kısmı da  bunlardan sadece birisidir. Kuran’ı Kerim’de çok dikkatten kaçan bir ayet var. Mealen şöyledir: “Onlarla (kafirlerle) en büyük cihadı Kuran’la yapın” . Kuran’ın felsefesiyle cihat etmek esastır. Fikri eleştirilere ve barışı tehdit eden unsurlarla, fikrî ve aklî yollarla mücadele etmek esastır. Cihat son çaresidir ve arızi durumlar için geçerlidir. Bütün zamanlara ve mekanlara yayılmış bir cihattan bahsetmek mümkün değildir.
Peygamberimiz hayatında  bu prensibe uymuştur. Örneğin, peygamberimizin 23 yıllık peygamberlik döneminde 27  savaşa katılmıştır. Bunlar da genelde, Müslümanların din ve vicdan özgürlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik saldırılara karşılık vermek için. Bunların hiçbirisi bütün insanları yok etmeyi hedeflemez. Ayrıca kısa sürmüş  ve çok az insanın ölümüne sebep olmuştur. İnsanlık tarihinde en az kayıp verilmiş, ancak insanlık barışına katkısı bugün dahi devam eden savaşlardır. Bütün bu savaşlarda, inanmayanlardan 216, Müslümanlardan da 138’e kişi hayatını kaybetmiştir. Ölenlerin toplamı 400 kişiyi bulmuyor. Bütün bunlara rağmen insanlık tarihini en çok etkilemiş, hala da etkilemekte olan sonuçları var.
Şerife ÜSTÜNER: Neden bu sonuç büyüyerek gidiyor?
Hasan ONAT: Peygamberimiz orduyu savaşa gönderirken diyor ki “Sakın gittiğiniz yerde çocuklara, kadınlara, yaşlılara din adamlarına dokunmayın. Dini mekanları tahrip etmeyin, yeşili tahrip etmeyin”, peygamberin ciddi bir uyarısıdır bu.
Sönmez KUTLU: Bizatihi savaşın unsuru olan, karşı tarafta eli silahlı unsurla mücadele edin diyor.
Şerife ÜSTÜNER: Neden peki genelleşiyor ve ‘İslam için savaşılması gerekiyor’ noktasına geliniyor?
Sönmez KUTLU: Bunun sebebi, İslam’ın temel felsefesinden uzaklaşma olarak görülebilir. Kuran’ı Kerim’de ‘size saldırılmadıkça saldırmayın’ deniliyor. Hatta, ‘size tecavüz edildiğinde, ondan daha fazla değil, ona eşit seviyede bir karşılık verin’ diyor. ‘Taşkınlık yapmayın’ deniyor. ‘Sulh sizin için daima en hayırlısıdır’ denir.
Recai DOĞAN: Bu konuda 7 temel ilke var. 1- İslam’da barış esastır, asıl amaçtır ve daima iyidir. 2-İnsanların canı, malı, dini, nesli ve aklı dokunulmazdır. Kuran’ı kerime göre bunlar kesinlikle korunmalıdır. Cihat, nefisle olduğu gibi zorunlu durumda silahlı olan kısmı var. 3- Barış  teklif edenlerle, barış yaptıktan sonra taahhütlerini yerine getirenlerle kesinlikle savaşılmaz., 4- Savaş, saldıranlara karşı savunmak için açılır ve savaş hali dışında insanlar kesinlikle öldürülemez. Yani, İslam’a göre “ben savaş açıyorum” denmez. Diğer taraf gelip sana savaş açarsa savunulur. 5- Savaşı durduran ve tecavüzden vazgeçenlerle de kesinlikle savaşılmaz. Savaş başlamış, ama diğer taraf, “ben durdurdum” diyor. Barış istiyor. Kesinlikle devam edilmez. 6-Barış dönemlerinde şiddetin her çeşidi; yani, psikolojik baskı vs. her türlü şiddet yasak. 7- Barış zamanlarında düşmanlarla en güzel şekilde mücadele edilmesi emrediliyor. Yine onların inançlarına, değerlerine tehditkar davranıp, size karşı koymaya, silah kullanmaya teşvik edici değil, yapıcı olmaya teşvik ediyor.

“AYETLER, CIMBIZLA ÇEKİLİP KULLANILIYOR”

Şerife ÜSTÜNER: İlkesel olarak çok iyi, ama neden böyle oluyor?
Sönmez KUTLU: Kuran’ı Kerim’in bu tür ayetleri kendi tarihsel bağlamından kopararak ve bir bütünlük içerisinde değil de işine gelen ayetleri seçerek kullanılıyor. Asıl amaç, şu an içine düşülen toplumsal ve siyasi bunalımını meşrulaştırmaktır. Aslında cımbızla çekilip kullanılan bir ayet, savaş hukuku ortamında geçerli olan bir ayettir. Mesela bir ayette “onları bulduğunuz yerde öldürünüz” derken, kastettiği şey; savaş durumu olan bir hadise, çok büyük tehlike var. Peygamberin bile öldürülmesiyle karşı karşıyalar. O durumda onlara saldıranları bulduğunuzda onlarla savaşın diyor. Yoksa her an bulduğunuz kafiri öldürün anlamında değil. Bugün din konusunda doğru bilgilendirme olmadığı için, kendilerini Allah tarafından seçilmiş bir topluluk olarak görenler,  yapmak istedikleri her şeyin caiz ve meşru olduğuna kendileri karar veriyorlar.  Meşruiyetlerini kendilerinden alıyorlar. Genelde şiddeti doğuran, okuma yazma oranı düşük olması ve kabile kültüründen şehir kültürüne geçilememiş olması. Bu insanlar adaleti gerçekleştirmenin tek yolunun  güç kullanmak oduğunu sanıyorlar.
Hasan ONAT: Şiddet ve terör kültürü üretiliyor. Bir süre sonra yaşam biçimi haline geliyor. Şiddet, Bumerang gibi onları üreten insanları yok eder. Şiddet şiddeti doğurur ve kendini yok eder.

“CANLI BOMBA KURAN’IN RUHUNA AYKIRI”

Şerife ÜSTÜNER: Allah için canlı bomba olunabilir mi?
Hasan ONAT: İslam, hayatı esas alan bir dindir. Bir insanın kendini öldürmesini asla onaylamaz. Bir insan savaşa barış için gider. Son nefesini verinceye kadar hayatta kalmak için savaşır, ölürse şehit olur. Savaşa şehit olmak için gidilmez. Müslüman insan, ben öleyim de şehit olayım diye meselelere bakmaz. Orada esas olan hayattır. Bu yüzden Kuran der ki, ‘bir tek insanın haksız yere öldürülmesi tüm nisanlığın öldürülmesi gibidir, bir tek insanın hayata kavuşturulması, tüm insanlığın hayat bulması gibidir’. Canlı bomba meselesi de bir aczin, bilinçsizliğin, şartlanmışlığın ifadesidir. Burada esas yanlış, insanın kendini öldürmesi. İkincisi de masum insanların öldürülmesidir.
Şerife ÜSTÜNER: İnanmayan insanlar öldürülebilir mi?
Hasan ONAT: Bunu asla yapamazsınız. Bu hem Kuran’ın ruhuna aykırı, hem HZ. Peygamberin tatbikatına aykırıdır. Problemin kaynağını cehalette aramamız gerek. Hem din konusunda cehalettir, hem insanın kendine olan öz saygıyı yok etme noktasındaki cehalet, hem de gücü elinde bulunduranların oyuncağı olduğunu bilmemekten kaynaklanan cehalettir. Din alanındaki bilgi boşluğu had safhaya gelince insanlar hayat yerine ölümü tercih edebilirler.

“MÜSLÜMAN OLSUN OLMASIN, MASUM İNSANLARI HEDEF ALMA KABUL EDİLEMEZ”
Sönmez KUTLU:  Hele hele masum insanları hedef haline getirmek Müslümanlığın kabul edebileceği bir şey değil. Müslüman olup olmaması mesele değil.
Recai DOĞAN: Tarihsel süreç içinde Kuran’ı Kerim’in dediğini iyi anlayanlar daha güvenli bir toplum kuruyor. Kim ne derse desin Türkiye, Cumhuriyet dönemiyle girdiği olumlu süreçte çok güzel şeyler ortaya koydu. İnsanlarımız doğrudan Kuran’la, Hz. Muhammed’le tanıştı. İlahiyat fakültelerinin açılmasıyla birlikte din adamlarımız Kuran’la ilgili ciddi yorumlar yaptı. Bugün Pakistan’ın önde gelen tabakası üniversitelerde okuyor. Yüzde 50’den fazla kısmı ise, klasik medreselerde okuyor. Afganistan’da, başkente bulunan birkaç modern üniversitede dışında geri kalanlar medrese eğitimi alıyor. Buralar, belki de bin yıl önceki yorumlarla bir din anlayışı ortaya koymaya çalışan gençlerin okuduğu yer. Bunlar, elbette ki, “Allah yolunda savaşın” ayetini, literal anlamda kaba, ama bugünkü dünyada insanların yaşadığı psikolojiyi görmeksizin anlamaya çalışan kimseler oluyor. Bunları göz ardı etmememiz gerekir.

“KURAN’IN BARIŞ MESAJINA UYULMUŞ DEĞİL”

Şerife ÜSTÜNER: Bunlara rehberlik eden insanlar var.
Sönmez KUTLU: Tamamen savaş durumuyla ilgili üretilmiş kültürden bir takım unsurlar bulup kullanmaları mümkün. Kullanıyorlar da. Burada o üretilmiş kültürün hangi ortamda, hangi toplumsal ilişkiler içinde üretildiğini çok iyi bilmek gerekir. Bunun yolu İslam’ın tarihi ile Müslümanlığın tarihini ayırmaktır. Hz. Peygamberin, 23 yıllık peygamberlik dönemi,  bana göre, İslam’ın tarihidir. Ondan sonraki dönem Müslümanların tarihidir. Ama Müslümanların tarihinde Kuran’ın barış mesajına uyulmayan dönemler olmuştur. Zaman zaman bu tür gruplar çıkmıştır. Şiddet kendini yok ettiği için, bu tür gruplar bir süre sonra ya yok olmuş, ya da dağılmıştır. Ama bu bir şiddet kültürü üretilmesine yol açmıştır.
Recai DOĞAN: Medine döneminde Müslümanlar ve Hz. Peygamber inanılmaz güç kazanıyorlar. Ama hiçbir zaman kendisinden daha güçsüz veya kendisiyle aynı inançta olmayan insanları yok etmeye yönelik davranış sergilemiyor. Aksine, farklı düşüncelerle, gruplarla bir arada yaşamanın yollarını aramaya çalışmıştır. Medine’ye ilk gittiğinde ‘özel İslam kardeşliği’ denen bir anlaşma imzalıyor.
Sönmez KUTLU: İslam’da iki kardeşlik ardır. Birincisi İslamiyet kardeşliği, diğeri insaniyet kardeşliği. Bu iki kavram, İslam’da metinlere geçmiş önemli bir yaklaşımı sergiliyor. İslam’ın özü de burada bulunabilir aslında.



 

http://www.ntv.com.tr/ntv/metinler/yakin_plan/eylul_2007/20.asp; 21.09.2007

Yorumlar - Yorum Yaz
Takvim
Saat