• Prof. Dr. Sönmez Kutlu
    • Prof. Dr. Sönmez Kutlu

Üyelik Girişi
Başlıklar
Site Haritası

Anasayfa

Editörün Seçtikleri 


İslam inancının esaslarının tespiti ve ona yöneltilen eleştirilerin çürütülmesi için akıl ve vahiyden hareketle yazılan eserlerin bir kısmı Türkistan coğrafyasında yetişmiş mütekellimlerce kaleme alınmıştır. Sadece kelamî eserler yazılmamış, İslam’ın inanç, ibadet-muamelat ve ahlak alanları, bölgenin dini ve kültürel yapısına, toplumsal ihtiyaçlarına uygun olarak Türkistan alimleri tarafından yeniden yorumlanmıştır. Fakat bu kültür çevresinde yeni bir kelamî gelenek doğmuştur.
Orta Asya ve İdil-Volga Boyu, oldukça erken dönemlerden itibaren İslam ve İslam kültürüyle tanışmıştır. Bu bölgedeki İslamlaşma sürecinin başlangıcı ve hangi yollarla olduğu henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. İslamın bölgede yayılmasından kısa süre sonra Horasan-Maveraünnehir-Horezm (Fergana, Mergınan, Serahs, Semerkand, Buhara, Belh, Merv, Balasagun, Şaş) İslam medeniyetinin önemli kültür merkezi ve havzası haline gelmiştir.
Türkiye’de din eğitim ve öğretimi, son yıllarda dini, hukûkî, toplumsal ve siyasi boyutlarıyla pek çok bilimsel toplantı, çalıştay veya sempozyumun konusu olmaya devam etmektedir. Hatta İlköğretim ve Ortaöğretimde din kültürü ve ahlak bilgisi dersi etrafındaki tartışmalar, ulusal olmaktan çıkıp uluslar arası bir boyut kazanmıştır.
İslam düşüncesinde, Kur’an’ın ilme teşviki ve insanlara ilmi bir zihniyet kazandırma çabaları önemli bir etki bırakmıştır. Hz. Peygamber de buna uygun olarak ilmi, ilim öğretmeyi, ilim öğrenmeyi, bilgi aramak için seyahat etmeyi, ilim adamını, ilim öğrenmek isteyen öğrencileri ve bu yolda çekecekleri sıkıntıları öven, her yaştaki insanı ilme teşvik eden sözler söylemiştir.
Mezhepçilik ile ilgili genel bir fotoğraf çizmek istiyorum. Bundan yüz yıl önce, Osmanlı’nın çöküş dönemlerinde; İslam dünyasında kurtarıcı bir ideoloji olarak “İttihad-ı İslam”dan bahsediliyordu. Yani, Müslümanların birliğinden... Aslında bu, siyasi politika olarak yüzyıldan da eskiye gidiyor. Fakat belli bir süre sonra, gerek Rus Oryantalistler gerekse Batılı Oryantalistler, bu kavramı Panislamizm olarak kullandılar ve “İslam dünyasının tek bir halife etrafında, tek devlet olarak tekrar kendi hakimiyet ve özgürlüğüne kavuşması” olarak tanımladılar. Bunu İslamî yayılmacılık olarak gördüklerinden kendileri açısından olumsuz bir gelişme idi.
2023- Günümüzde dinin-inancın farklı yönleriyle yeniden toplumsal hayatta görünür olduğunu müşahede ediyoruz. Özellikle siyasal tavır alış biçimlerinde dinin önemli bir rol oynadığını görüyoruz. Bir siyasallaşma durumunun söz konusu olduğunu söyleyebilir miyiz? S. Kutlu- İslam, var olduğu andan bugüne kadar hayatın çeşitli alanlarında etkili olduğunu, fakat buhranlı dönemlerde siyasetin güçünü de kullanarak, daha etkin bir rol oynadığını görüyoruz. İslam sadece doktriner bir sistem olmadığı ya da teorik bir yapıya sahip olmadığı için, uygulama boyutuyla hayatın her alanına ilişkin - ahlakla, toplumsal hayat ve siyaset- her zaman söyleyecek sözü vardır.
İsmet ANLI: Mâturîdî kimdir, büyüdüğü ortam ve hayatı hakkında neler biliyoruz? Sönmez KUTLU: İmam Mâturîdî Türk Dünyasının yetiştirdiği abide şahsiyetlerden biridir. Kendinsin doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ölüm tarihinin hicri 333, miladi 944 yılı olduğu kesin gibidir. Mâturîdî bugünkü Özbekistan sınırları içerisinde bulunan Semerkant şehrine yakın Maturid adlı bir kasaba veya köyde dünyaya geldi. Asıl adı Ebû Mansur Muhammed b. Muhammed b. Mansûr’dur. Mâturîdî’nin Türk olduğuna ilişkin kanaatler hemen hemen kesindir.
1. Ehl-i Sünnet isimlendirmesinin değeri nedir? Böyle bir isim belirlenmemiş olsaydı yerine ne önerilebilirdi? İslam düşüncesinde ortaya çıkan mezhep ve fırka isimleri, çoğunlukla o dini oluşumun önde gelenleri veya mensupları tarafından verilmiş değildir. Daha çok muhalifler tarafından kınamak ve küçük düşürmek amacıyla önyargılı ve tarafgir bir tutumla verilmiş isimlerdir. Bu bakımdan dini-toplumsal veya dini-politik oluşumların isimlendirilmesi veya bunlara yönelik kullanılan kavramların tanımlanabilmesi, bu kavramların ilk defa kim/kimler tarafından kime/kimlere, ne zaman hangi anlamda niçin kullanıldığını tespit edebilmek son derece zordur.
 2