• Prof. Dr. Sönmez Kutlu
    • Prof. Dr. Sönmez Kutlu
Üyelik Girişi
Başlıklar
Site Haritası

Anasayfa

Editörün Seçtikleri 


“Beklenen Kurtarıcı” inanışının farklı tezahürlerine, insanlık tarihinde hemen hemen bütün kültür ve dinlerde rastlanmaktadır. Bu olgunun bir yansıması olarak görülen kurtarıcı rolüne bürünmüş karizmatik şahsiyetler, kendi kültürlerinden veya diğer kültürlerden seçtikleri semboller ve mitolojik unsurlarla veya dini motiflerle müceddid, mehdi ve mesih kimliği ile ya da peygamber veya nebi iddiasıyla, bazen de bunların tamamını kendisinde birleştiren bir misyon ile ortaya çıkmışlardır. Bu gerçeğin bir yansıması olarak İslam’ın geldiği yıllarda Arap Yarımadası’nda Yahudi ve Hristiyanlar arasında kurtarıcı olarak mesih geleceğine inanılmakta idi.
2023- Günümüzde dinin-inancın farklı yönleriyle yeniden toplumsal hayatta görünür olduğunu müşahede ediyoruz. Özellikle siyasal tavır alış biçimlerinde dinin önemli bir rol oynadığını görüyoruz. Bir siyasallaşma durumunun söz konusu olduğunu söyleyebilir miyiz? S. Kutlu- İslam, var olduğu andan bugüne kadar hayatın çeşitli alanlarında etkili olduğunu, fakat buhranlı dönemlerde siyasetin güçünü de kullanarak, daha etkin bir rol oynadığını görüyoruz. İslam sadece doktriner bir sistem olmadığı ya da teorik bir yapıya sahip olmadığı için, uygulama boyutuyla hayatın her alanına ilişkin - ahlakla, toplumsal hayat ve siyaset- her zaman söyleyecek sözü vardır.
İsmet ANLI: Mâturîdî kimdir, büyüdüğü ortam ve hayatı hakkında neler biliyoruz? Sönmez KUTLU: İmam Mâturîdî Türk Dünyasının yetiştirdiği abide şahsiyetlerden biridir. Kendinsin doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ölüm tarihinin hicri 333, miladi 944 yılı olduğu kesin gibidir. Mâturîdî bugünkü Özbekistan sınırları içerisinde bulunan Semerkant şehrine yakın Maturid adlı bir kasaba veya köyde dünyaya geldi. Asıl adı Ebû Mansur Muhammed b. Muhammed b. Mansûr’dur. Mâturîdî’nin Türk olduğuna ilişkin kanaatler hemen hemen kesindir.
İslam düşünce tarihinde, diğer teistik dinlerden Yahudilik ve Hristiyanlık'ta olduğu gibi, "dinin ne olduğu, nasıl anlaşılacağı, nasıl açıklanacağı, ne şekilde yorumlanacağı, nasıl anlamlandırılacağı ve ne şekilde yaşanacağı " konusunda birbirinden farklı siyasi, itikadi, fıkhi, içtimai, ahlaki ve felsefi pek çok söylem geliştirilmiştir.
Sosyal bilimlerle doğa bilimleri arasındaki bir ayrım, metodik açıdan da bir farklılaşmayı beraberinde getirmiş ve her bir alan kendi sorunlarını çözebilecek farklı metod ve yaklaşımlar geliştirmiştir.
İslam düşünce tarihinde, İslam’ı anlama, açıklama ve yaşamaya yönelik birbirinden farklı yorum gelenekleri ortaya çıkmıştır. Kimisi, dini anlama ve anlamlandırmada olgunun tahliline büyük önem vererek aklın ve akıl yürütmenin nüfuz alanını genişletmekte; kimisi aklı ayet, hadis ve dinî metinlerin lafzî anlamına hapsederek metnin hakimiyetini kurmaya çalışmaktadır.
Maveraünnehir, Ceyhun nehrinin doğu tarafı olup, İslam'dan önce Hayatıla, İslam'dan sonra ise, Maveraünnehir olarak isimlendirilen bölgenin adıdır. Bu nehrin batı tarafına da Horasan denilmektedir.
Kur'ân'ın, bazı kelimeleri ve kavramları Arap dilindeki sözlük anlamını esas alarak daha önce oluşmuş sosyal gerçekliklere delalet edecek şekilde, bazılarını tamamen yeni anlamlar yüklemek suretiyle yeni oluşmuş tarihi, siyasi ve sosyal olgulara tekabül edecek tarzda kullandığı İslam düşünce ekolleri tarafından kabul edilen bir husustur.
Yaşanan geçmiş ile oluşturulan tarih algıları arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. İlk dönem İslam tarihi ve meydana gelen siyasî olaylar da bundan nasibini almıştır. Bu dönemdeki siyasî olayları inceleyen kimsenin ya da tarihçinin tarih algısı, çoğu zaman geçmişi yansıtmamaktadır.
İslam aleyhtarlığı ve Sünnilik düşmanlığı üzerinden bir Alevilik tasavvuru oluşturma amacı ve ideolojisi ile yaklaşılmaktadır. Bu yüzden eserler içerik ve metin olarak büyük ihanete uğramaktadır. Bu hususlar dikkate alınmadan neşredilen özgün metinler, başka bir şekil ve muhtevaya kavuşmuş sahte veya sözde metinler olacaktır.
Türkiye’de din eğitim ve öğretimi, son yıllarda dini, hukûkî, toplumsal ve siyasi boyutlarıyla pek çok bilimsel toplantı, çalıştay veya sempozyumun konusu olmaya devam etmektedir. Hatta İlköğretim ve Ortaöğretimde din kültürü ve ahlak bilgisi dersi etrafındaki tartışmalar, ulusal olmaktan çıkıp uluslar arası bir boyut kazanmıştır.
Mezhepçilik ile ilgili genel bir fotoğraf çizmek istiyorum. Bundan yüz yıl önce, Osmanlı’nın çöküş dönemlerinde; İslam dünyasında kurtarıcı bir ideoloji olarak “İttihad-ı İslam”dan bahsediliyordu. Yani, Müslümanların birliğinden... Aslında bu, siyasi politika olarak yüzyıldan da eskiye gidiyor. Fakat belli bir süre sonra, gerek Rus Oryantalistler gerekse Batılı Oryantalistler, bu kavramı Panislamizm olarak kullandılar ve “İslam dünyasının tek bir halife etrafında, tek devlet olarak tekrar kendi hakimiyet ve özgürlüğüne kavuşması” olarak tanımladılar. Bunu İslamî yayılmacılık olarak gördüklerinden kendileri açısından olumsuz bir gelişme idi.
1. Ehl-i Sünnet isimlendirmesinin değeri nedir? Böyle bir isim belirlenmemiş olsaydı yerine ne önerilebilirdi? İslam düşüncesinde ortaya çıkan mezhep ve fırka isimleri, çoğunlukla o dini oluşumun önde gelenleri veya mensupları tarafından verilmiş değildir. Daha çok muhalifler tarafından kınamak ve küçük düşürmek amacıyla önyargılı ve tarafgir bir tutumla verilmiş isimlerdir. Bu bakımdan dini-toplumsal veya dini-politik oluşumların isimlendirilmesi veya bunlara yönelik kullanılan kavramların tanımlanabilmesi, bu kavramların ilk defa kim/kimler tarafından kime/kimlere, ne zaman hangi anlamda niçin kullanıldığını tespit edebilmek son derece zordur.
İslam düşüncesinde, Kur’an’ın ilme teşviki ve insanlara ilmi bir zihniyet kazandırma çabaları önemli bir etki bırakmıştır. Hz. Peygamber de buna uygun olarak ilmi, ilim öğretmeyi, ilim öğrenmeyi, bilgi aramak için seyahat etmeyi, ilim adamını, ilim öğrenmek isteyen öğrencileri ve bu yolda çekecekleri sıkıntıları öven, her yaştaki insanı ilme teşvik eden sözler söylemiştir.